Timaş Yayınevinden almış bulunduğum bu romanı çok severek okudum ancak size küçük tavsiyem bu yayınevinden kitap edinmemeye gayret edin.
Konusu itibariyle ilginç olan bu romanın yazıldıktan sonraki serüveni de bayağı ilginç. 1891’de yazıldıktan sonra bir dergide yayımlanan bu roman eşcinselliği teşvik edici ahlaki kusurları bulunduğu gerekçesiyle yazarın izniyle kısaltılmış. Şuan elimizde bulunan bu romanlar sansürlenmiş metinlerdir. Yazarımız Yunan mitolojisinden esinlenerek böylesine harika bir şaheser ortaya çıkarmıştır. Tüm bunları öğrendikten sonra her şeyi ahlaka uydurmaya çalışan zihniyetlerden bir kez daha nefret ettim. Biz ne zaman güzel bakıp güzel düşünmeyi öğreneceğiz?
Kitabımızın baş karakterleri Dorian Gray, Lord Henry ve Basil Hallward.
Basil bir ressamdır ve Dorian’ın resimlerini çizerek sanatçılığının zirvesini görmüştür. Dorian genç ve yakışıklıdır. Basil, Dorian’a duyduğu sevgiyle duygularını fırça darbelerine aktararak portresini yapar. Portre bittikten sonra Dorian hayatına mal olacak bir dilek dileyerek ruhunu şeytana satmış olur. Bu kısımdan sonra Dorian, Basil’in de arkadaşı olduğu Lord Henry’nin etkisi altında kalır ve Basil’den uzaklaşır. Lord Henry ahlaki değerlere önem vermeyen hazzı bensimseyen bir karakterdir. Dorian’a hediye ettiği bir kitapla ruhunda derin yaralar açarak bir çok hata yapmasına neden olur. Dorian’ın bir çıkış yolu olabilirdi bence ancak onu etkileyen iki dönüm noktası oldu. Birincisi nişanlısına söyledikleri yüzünden genç kızın intiharı, bir diğeri ise Lord Henry’nin hediye ettiği kitap.
Ruhunu satarak elde ettiği sürekli genç kalmanın büyüsüne kapılan Dorian, ruhuna açtığı her yaranın sonucunu portresinde izleyerek acı çeker. Hakkında çıkan dedikodulardan dolayı Basil Dorian’ı son kez ziyarete gelir ve nasihatte
Yazarın okuduğum 5. kitabıydı. Livaneli okumayı seviyorum hep de seveceğim. Özellikle düşünce bakımından insan kendine yakın bulduğu yazarları okumayı seviyor.
Bilmem fark ettiniz mi ama her kitabında hayallerini gerçekleştiremeyen, acı çeken, hakkını arayan ve savunmaya çalışan bir karakteri var. Belki de bu yüzden kendine çekiyor kitapları. Her birimizin derinliklerinde bir haksızlık belki de bir sızı bulunduğundan kitaplarını olurken keyif alıyoruz. Zaten kitaplarda bir parçamızı bulmak için okumuyor muyuz?