Dorian Gray'in Portresi

·
Okunma
·
Beğeni
·
231,4bin
Gösterim
Adı:
Dorian Gray'in Portresi
Baskı tarihi:
Nisan 2017
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059585439
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Portrait of Dorian Gray
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yabancı Yayınları
Oscar Wilde’ın tek romanı ve en bilinen eseri olan Dorian Gray’in Portresi, güzelliğiyle herkesi etkileyen ama yozlaşmış bir adamın, kötülük, aldatmaca ve skandallarla örülü hikâyesini gözler önüne seriyor.

Kendisi yerine portresinin yaşlanmasını isteyen Dorian’ın tüm hayatı, bu dileğinin gerçekleşmesi üzerine değişir. Bu sırrın ağırlığı gün geçtikçe arttığından, Dorian’ın zulümleri ve ahlâksızlığı da aynı derecede artar.

Yazıldığı andan itibaren pek çok tartışmaya sebep olan bu sansasyonel roman, insan kötülüğünü estetikle birleştiren, sanatın köklerini irdeleyen, Wilde’a bir sanatçı olarak hak ettiği değeri kazandıran bir başyapıt. Ancak Oscar Wilde’ın da dediği gibi, “Tüm sanatlar oldukça beyhudedir.”
192 syf.
Dorian Gray ' in Portresi, Oscar Wilde ' nin tek romanı olma özelliğini taşıyor. Ama 10 kitap yazacağına tek bir kitapla 10 kitaba bedel bir etki bırakması onun nasıl bir yazar olduğunu ortaya koyuyor zaten. 1981 yılında basılan Dorian Gray ' in Portresi yayımlandığı dönem büyük tepki görüp, büyük tartışmalara sebep olmuştur. Kitabın yazarı Oscar Wilde " ahlaksızlıkla " suçlanmış, kitap birkaç kere sansüre uğramıştır. Çünkü kitapta eşcinsellik ve hazcılık açıkça işlenip, ahlaksızlık ön plana çıkarılmıştır, o dönemin insanlarına göre.


Oscar Wilde ' nin " Bir ruhun hikayesi " diye tanımladığı kitabı, masum ve saf bir gencin adım adım günaha sürüklenmesini, egosuna yenik düşüp ahlak ve karakter savaşını kaybedişini anlatıyor. Kitap ana karakter Dorian, dostları Basil ve Henry ' i anlatıyor. Oscar Wilde bu karakterler için "
Basil Hallward ben olduğumu sandığım kişidir; Lord Henry dünyanın ben sandığı kişidir; Dorian ise benim olmak istediğim kişidir, belki başka bir çağda... " diye bahsediyor.


Dorian tüm ailesini kaybetmiş ama ardlarından büyük bir mirasa sahip olmuş, eğitimli, insanları tekrar döndürüp baktıracak kadar yakışıklı saf bir genç. Fakat kendisine eşcinselliğe varacak kadar büyük bir ilgiyle yaklaşan dostu Basil ' in yaptığı portresi sayesinde güzelliğinin farkına varan ve Basil ' in tanışmasını istemediği Lord Henry ' nin sözlerinin etkisinde kalan kahramanımıza göre dünyada önemli olan tek şey gençlik ve güzelliktir artık. Sonsuza kadar genç ve yakışıklı kalmayı dileyen Dorian bunun için ruhunu şeytana satmaya hazırdır. Dostu Henry ' nin sözlerinin etkisinde kalan Dorian ' a göre zevk ve heyecan hayatın temel taşı olmuştur ve zevk, haz, heyecan kötülüktedir. Zamanla içindeki iyiliği kaybeden Dorian bambaşka bir insan olmuştur. Yaptığı her kötülük portresine yansır. Kitabı okurken dikkat çeken bir noktada dış görünüşün, güzelliğin insanlar üzerinde bir etki bıraktığı. Dorian o kadar yakışıklı ki, böyle birinin kötü olması mümkün değildi topluma göre. Çünkü "çirkin" insanlar sadece kötü olabilir algısına sahibiz ve bu algı bariz bir şekilde bugün bile toplumda fark ediliyor.


Yazar; kitapta alaycı, iğneleyici bir anlatım kullanmış. Henry karakterinden her ne kadar nefret etsem bile dediklerinin doğru olduğunu düşünmekten kendimi alıkoymadım. Henry kelimelerle oynayan, insanları konuştukça etki altında bırakan, oldukça kurnaz bir karakter. Bir zamanlar masum ve saf olan Dorian ' ın her yanlışından sonra artık neler yapabilir, ne kadar ileri gidebilir diye beklerken daha büyük bir yanlışı patlak verdi. Kitapta üzüldüğüm ve en çok sevdiğim karakter ise Dorian ' ın portresi sayesinde kariyerinin dönüm noktasını yaşayan Basil oldu.


Uzun bir aranın ardından inceleme yapma fırsatı bulduğum Dorian Gray ' in Portresi okuduğum en orjinal konuya sahip, akıcı, farklı ve olağanüstü güzel, üstüne uzun süre düşündürecek bir kitaptı. Edebi yönü ve çevirisi de oldukça başarılıydı bana göre. Kitabı okurken Oscar Wilde ' nin ruhunu ve düşüncelerini tüm çıplaklığıyla göreceksiniz. Estetik, din, sanat, güzellik, ego, vicdan, aşk, cinsellik,,, gibi bütün düşüncelerini kitaba aktarmış çünkü. Bu kitabı Ahmet Y/Duvar/ ' nun tavsiyesi ve Seyid Ahmet GÜLTEKİN/Duvar/ ' in incelemesi üzerine okumaya karar verdiğim için, ikisine de teşekkür ederim. Tüm ön yargı ve sığ düşüncelerden arınıp okuyabilecek kişilere bu kitabı tavsiye ederim...
280 syf.
·Puan vermedi
TOPLUMUN AHLAKA AYKIRI SAYDIĞI KİTAPLAR, TOPLUMA KENDİ AYIBINI GÖSTEREN KİTAPLARDIR..

Hedonist yaşam tarzı, estetiğe ve zevke düşkünlüğü ile döneminin en zeki ve entellektüel sanatçılarından biri olan Oscar wilde, katı ve muhafazakar bir devir olan Viktorya çağı ingilteresinde öyle bir kitap yayınladı ki, üzerinde güneş batmayan imparatorluktaki tüm ahlak anlayışı yeniden sorgulandı. Ahlaksızlığı yücelttiği düşünülen kitap yüzünden oscar wilde, başta yüce kraliçe ve sanat camiası olmak üzere tüm britanyada tepki topladı.

KRALİÇE HİÇBİR ŞEYİ AFFETMEZ!

Kitap kurguda “lanet” temasının odağında olduğu gibi aynı zamanda hikayedeki lanetini yazarı oscar wilde’a da bulaştırıyor ve ününe ün servetine servet katmasına karşılık yayınlandığı günden ölümüne dek oscar’ın peşini bırakmıyordu. Haftalık mecmualardaki köşe yazılarında sık sık ingilterenin iki yüzlü ahlak anlayışı ve kraliçeyi dengesiz yönetimine dem vuran ve kraliyetin sinsi gözlerinin radarına giren oscar, dorian gray’in portrei ile kum saatini tersine çeviriyordu. Tahtının ufak bir sarsılmasına dahi katlanayamayan kibirli kraliçe istese bir gecede oscar’ı ortadan kaldırabilirdi, ama oscar’ı efsaneleştirmek yerine zalimce bir yola başvurdu! Oyunlarında ve kitaplarında sık sık bahsettiği gibi gerçek hayatında da muazzam bir ihanete uğrayan oscar Önce reading zindanlarında ( ki burda genelde idam mahkumları kalır) 2 yıllık ağırlaştırılmış kürek cezasını çarptırıldı, önce itibarını servetini ve tüm ailesi, dostları hatta soyadını bile kaybeden oscar, tahliyesinden kısa bir süre sonrada sağlığını kaybetmiş, göç etmek zorunda olduğu paristeki ucuz bir otel odasında beş parasız ve sefil bir halde ölü olarak bulunmuştur.

TIPKI DORİAN GRAY GİBİ HİÇ YAŞLANMAYAN KİTAP!

Yayınlandığı 1890 yılından 2019 yılına kadar kadar tam 139 yıldır popülaritesini hiç kaybetmeyen kitabın değeri yıllar geçtikçe daha çok anlaşılıyor ve gitgide daha da geniş kitlelere yayılıyor.

KİTAP OKURA NE VERİYOR?

Muhteşem bir dil zenginliği ve aforizmalarla dolu olan kitap, harika bir hikaye ve çarpıcı karakterlerle birlikte insan ruhunun karanlığını gün yüzüne çıkarıp benliğimizde baskılanan tutku ve arzularımızın elçiliğini yapıyor. Kendini tatmin etmenin özünde günahların ve kötülüğün olduğu fikrini okuyucuya aşılayan kitap, aynı zamanda bir bedeli olduğu gerçeğini bize hatırlatıyordu.

ŞEYTAN YALNIZCA SUNAR, İNSAN İSTERSE SEÇER. PEKİ AMA ŞEYTAN KİM?

Ruhların şeytana satılıp arzu ve isteklerden daha büyük bedeller ödendiği her hikayedeki gibi bu kitaptaki bütün yollarda yaşanan hazlardan sonra hüsrana çıkıyor. İnsanoğlunun doyumsuzluğunun ne kadar ileri gidebileceğinin gözler önüne serildiği hikayede “kasa her zaman kazanır” deyimini bir kez daha görüyoruz. Oscar kitapta şeytan karakterini sürekli arka planda tutsada, ileri seviye bir zekanın arzularla buluştuğunda yozlaşarak nasıl şeytani bir kimliğe büründüğünü gösteriyor. Ve işin ilginç yanı bunu karaktere hayran bıraktırarak yapıyor. Her ne kadar dorian’a günahlarının bedelini ödeten şeytan olsada onu günah yoluna sokan kişide kitaptaki gerçek şeytan olan kişidir. Yani Lord Henry Wotton... -bana her zaman düşkün olacaksın dorian, çünkü ben senin işlemeye hiçbir zaman cüret edemeyeceğin tüm günahları temsil ediyorum-

SONUÇ..

Oscar wilde kitapla ilgili sık sık şunları söylemiştir; “lord henry dünyanın ben sandığı kişidir. Basil halward ben olduğumu sandığım kişidir. Dorian ise benim olmak istediğim kişidir”
Çağının çok ilerisinde olan ve hala bile o çağa gelmediğimiz kitap her kitap severin kütüphanesinde olmayı sonuna kadar hak ediyor.
Dip not; fatma çolak çevirisi ile okursanız kitabın ihtişamındaki tada doyamazsınız..
272 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Oscar Wilde'ın yargılandığı zaman aleyhine kullanılan romanı Dorian Gray'in Portresi; birçok yazarın tüm eserlerini geride bırakacak nitelikte bir roman. Yayımlandığı dönemde yasaklanmış olmasının nedenini kitapta geçen şu sözle tanımlıyorum; "Toplumun ahlâka aykırı saydığı kitaplar, topluma kendi ayıbını gösteren kitaplardır". Kitabın ana karakterleri; Dorian, Basil ve Henry'dir. Yazar bu karakterleri kendinden pay biçerek yaratmış ve şu şekilde tanımlamıştır.
"Basil ben olduğumu sandığım kişidir, Henry dünyanın ben sandığı kişidir, Dorian ise benim olmak istediğim kişidir, belki başka bir çağda.."

Basil, olağanüstü bir güzelliğe sahip olan Dorian'ın portresini çizerken orda bulunan Henry'nin Dorian'dan uzak durmasını ister. Çünkü Henry'nin insanlar üzerinde oldukça büyük bir etkisi vardır. (Okurken Basil'e çok hak verdim). Ancak, Henry bu fırsatı kaçırmaz ve bir anda Dorian'ın hayatındaki en değerli varlık olur. Basil portreyi tamamlar ve Dorian Gray, kendi portresini kıskanır. Çünkü kendisi her geçen saniye yaşlanır ancak portre hep o anda kalır. Buna sitem eden Dorian, güzelliğini korumak adına vicdanını, ruhunu şeytana satacak kadar değişir ..

Okurken, bilmediğim gerçekleri gördüm hatta bazen bildiklerimin de yanlış olduğunu düşündüm. Belki de Lord Henry'nin hipnozundan çıkamadım hâlâ ama şu bir gerçek ki; Lord Henry çok etkileyici bir karakter. Gerçekte böyle bir insanı tanımak istemem. Bu da yazarın kaleminin ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Bu kadar övgüyü hak eden, döneminin ötesinde bir eser..

- İyi ki varolmuşsun Oscar Wilde ♾
272 syf.
·4 günde·9/10 puan
Düşünsene bir; ölüyorsun ve ardından yine sabah oluyor, güneş yeniden bütün ihtişamıyla yine doğuyor. Hadi bu doğanın kanunu belki ölüm insanın zoruna gitmez ancak korkuyorum. Ya her bahar tazelenen tabiata ne demeli, yeniden açan çiçeklere, yeşile boyanan ormanlara, tohumları çatlatan filizlere; haksızlık değil mi Lord Henry? Biz günden güne yaşlanırken, haksızlık değil mi?

“Ne hazin! Ben yaşlanıp çirkin ve iğrenç bir şey olacağım. Oysa bu portre hep genç kalacak. Yaşı şu haziran gününde sabitlenecek; bir gün bile yaşlanmayacak... Keşke tam tersi olabilseydi! Ben hep genç kalsaydım da şu resim yaşlansaydı. Bunun için neler vermezdim. Varımı yoğumu verirdim. Ruhumu bile satardım!” (Alıntı #40915500 )

İngiltere’nin aşırı haz düşkünü ve çağın “züppesi” olan Dorian Gray’in şatafatlı, iğrenç yaşam öyküsünün konu edildiği eser “hedonizm” yancısı karakterlerle güçlendirilmiş, döneminin en parlak yarı felsefe ve bol aforizmalı kurgu romanıdır. “Yazılış amacı ise Oscar Wilde’in üzerinde olan sen roman yazamazsın baskısıydı. Romanın oluşmasının en nice etkeninden birisi de bu baskıydı.”

Konformizmin ve hedonizmin yaşam tarzı olmadığı bir dönemde bazı modern felsefe kuramlarını da içine alarak kendi dönemi ve kendi döneminden sonrasının bir eleştirisidir. Kötülüğün ve iyiliğin hedef alındığı ve kronolojisine inilip; topluma ahlaki darbe vurmuş geçmiş kişilerden örnekler vererek Yunanlılardan başlayıp kendi zamanın öncesine kadar getirmiştir.

“...insanlar her şeyin fiyatını biliyorlar da hiçbir şeyin kıymetini bilmiyorlar.” (Alıntı #40827168 )

Dönemin rezilliği ve sınıflar arasındaki vicdan farklılıkları apaçık belli oluyorken “köylü milletin efendisidir,” sözünün değerini bir kez daha kanıtlamış bulmaktayız. Dorian Gray’in yansıttığı kişilik dönemin en aydın kişiliğidir. Hatta Avrupalı’nın da Avrupalısı desek abartmış olmayız. Türk Edebiyatı’nda böyle bir züppenin karşılığı ise kesinlikle yoktur. Ancak medeniyet dediğimiz kültürün olduğu ve ahlaki değerin yerle bir edildiği bir toplumda bu tarz bir karakterle karşılaşmamız ise mümkündür.

İyi görünüşe aldanırız. #Horatius
Dorian Gray’in uzun yaşama arzusu günümüz döneminde anti aging kelime karşılığına denk gelmektedir. Bu uzun yaşama arzusu ise kurguda Tanrı’dan öç alma duygusunu okura vermektedir. Gray’in tapılacak kişi olacak kadar albenisinin varlığı, çevresindeki herkesi kaosun ortasına çekmesi ve içten içe ruhunun yanıp kül olmasını sağlamadaki başarıları ise Oscar Wilde’in yaşadığı döneme olan isteksizliği olarak görüyorum.

“İnsanoğlu kendini fazla ciddiye alıyor. İnsanlık tarihinde işlenen ilk günah budur. Mağara insanı gülmeyi bilseydi, tarih çok daha farklı gelişirdi.” (Alıntı #40823873 )

Kitap içerisinde belirtilmeyen üç ana bölümün olduğunu düşünmekteyim; Dorain Gray’in gençlik pazarlığı, Dorian Gray’in gençlik kazanımı ve Sibly Vane, son olarak ise James Vane ile güzelliğin, gençliğin getirdiği onarılamaz hatalar…

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan… Çevirisi sorunsuz, ancak 2018 yılı basımlı olduğundan dolayı sanki sayfa kaliteleri düşürülmüş gibi geldi. Çok rahat bir şekilde esniyor ve alıntıları çizdiğim zaman sayfa inceliğinden dolayı arka tarafında bariz bir mürekkep izi çıkıyor. Bu yayınevinden beklemeyeceğim bir işti, şaşırdım ve üzüldüm.

Romanın özetini Azra Kohen’in bir kitabında geçen güzellik tanımıyla özetlersek sanırım hata etmemiş oluruz; “İlkelliğin torpiliydi bu: Güzellik. İzleyene ilham, yokluğunu çekene acı, avcısına amaç, aşığına neden,öfkeye güçsüzlük, yağmacıya hedef, sahibine başta kolaylık sonda lanet veren şey bedeninin her tarafını sarmıştı.”

Sözün özü; kitap kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesi. Sayın Wilde’nin en tecrübesinden faydalanmalı, Lord Henry’den hayat görüşlerini öğrenmeli, Basil ile tanışıp dostluğun ne demek olduğunu anlamalı ve Dorian Gray gibi dostlarınızdan uzak durmalısınız.

Sevgi ile kalın.
268 syf.
·15 günde·10/10 puan
-Spoiler içermez-
Hepimizin ruhunda bir parça çirkinlik yok mudur? Hepimizin insanlara göstermekten kaçındığı bir iç yüzü? Hiç düşündünüz mü insanlar size baktığınızda ruhunuzu da görebilselerdi ne olurdu? Kim bilir belki de çoğumuz insan içine çıkmak istemezdi!..

Dorian Gray, oldukça genç ve güzel, yüzünün güzelliği dolayısıyla her daim dikkat çeken, bir soylu. Belki de en büyük serveti, güzelliği. Bu sebeple Dorian bu güzelliği hiç kaybetmek istemedi. Bir gün ressam arkadaşı Basil Hallward tarafından bir resmi çizildi ve Dorian öfkelendi. Çünkü resimdeki Dorian çok güzeldi. Ve yıllar geçse de bu güzellik değişmeyecekti. Resim, çizildiği günkü gençliği ve güzelliğinde kalacaktı. Oysa yıllar, Dorian'ın güzelliğini günbegün söndürecekti. Öfkeye kapılan Dorian bir dilek diledi ve şöyle söyledi: "Keşke benim yerime bu tablo yaşlansa ve ben hep genç kalsam." Ne dersiniz, gerçekleşmiş midir dileği?

Kitabın bir diğer karakteri Lord Henry, konuşmaları ve düşünceleriyle insanları etkisi altına almayı başarabilen biri. Manipülasyon konusunda başarılı olduğunu söylesek yalan da olmaz hani. Dorian'ı ilk gördüğünde ondan çok etkilenen Harry, onu da etkisi altına almak istedi keza başarılı da oldu. Hatta öyle ki, Harry'nin kendisini çok fazla etkilediğini düşünen Dorian ondan uzaklaşmak istese de başarılı olamadı. Harry'nin Dorian'ın üzerindeki etkisi öyle bir hâl aldı ki, Dorian genç bir kızın ölümüne sebep olduğu halde Harry'nin onu yatıştıran 1-2 cümlesinden sonra üzülmeyi bıraktı ve hatta bu durumdan memnun olmaya bile başladı. İşte böyle baskın biri. Okunması en zevkli kısımlar kesinlikle Harry'nin sahneleriydi. Onunla çoğu zaman aynı fikirde olmasam bile... Ne söylese altı çizilesiydi. Sadece Harry'nin aforizmaları bile başlı başına bir kitap olabilirdi benim için.

Tekrar baş karakterimize dönelim ve bu sefer de iç dünyasını çözümlemeye çalışalım. Genç ve güzel olmasının hayatına etkileri müthiş büyüktür Dorian'ın. Güzellik yalnız başına bir çok fırsat sunar insana. İnsan, doğası gereği güzel olan şeylere karşı sempati besler. Fikirlerden önce güzellik konuşur. Güzel bir insanın itibar kazanması daha az güzel bir insana nispeten daha kolaydır. Güzele karşı çekimimiz vardır. Lord Henry şöyle der: "Güzel olmak iyi olmaktan daha kıymetlidir. Diğer yandan iyi olmanın çirkin olmaktan yeğ olduğunu da herkesten önce ben kabul ederim." Güzelliğin yanına bir de unvan gelirse o insana açılmayacak kapı pek azdır. Aşk, iş, itibar... Fakat hiç düşündünüz mü, o övülesi güzelliğin bir gün sizin lanetiniz olabileceğini? Ve hiç düşündünüz mü ruh güzelliğinin fiziksel güzellikten daha kıymetli olabileceğini?

Kitabı okurken hep yokuş aşağı iniyormuşum gibi hissettim. Öyle bir yokuş ki sonu karanlıklara çıkan... Dorian Gray'in çöküşüne tanık olmak kolay değildi. O büyük bir sınavdan geçti. Vicdanı somutlaşıp önüne dikildi. Her gün onunla gözgöze gelmek zorunda kaldı. Fakat artık bir gün bu işkenceye dayanamadı. Ve acı sonunu kendi hazırladı.

Değinmeden edemeyeceğim, yazarın kitap boyunca kadınlara karşı takındığı düşmanımsı tavır beni kızdırmak yerine eğlendirdi. Bu düşmanlığı yazarın cinsel eğilimine bağlayanların fazlalığını gördüm. Ancak ben hiç öyle düşünmedim ve hatta kimi düşüncelerine de hak verdim.

Kitap şimdiye kadar okuduğum EN iyi kitaptı. Bu yazarı okumaya devam etmeliyim kesinlikle. Siz de henüz okumadıysanız okumalısınız. Okuyacak herkese keyifli okumalar dilerim.:)
192 syf.
        Bilemedim bu yazdıklarım incelemeden sayılır mı Dostlar? Sadece hissettiğimi yazmak istedim, belki içsel bir hesaplaşmaydı benimkisi;
        Dorian’ ın portresi gibi değil mi zaten hayatımız? Farklı pencerelerden bakarak farklı yorumlar yapıla bilinir bu güzel romana. Lakin okuduğumda bana hep kendi portremi düşündürdü..
Kâinatın sahibi bizlere öyle güzel ve öyle kusursuz bir portre ile göndermiş ki bu fani dünya ya! Bize de bu portreyi Baki Âlem’ e kadar en az kirlenme ile geri götürmek düşer. Dorian’ ın portresi misali Yaradanın vermiş olduğu aklı, iradeyi, vicdanı, merhameti, şefkati ve daha sayamadığımız bir sürü insani vasıfları emredilen şekliyle yaşamadığımız veya yerine getirmediğimiz, her anında biraz daha kirleniyor, biraz daha bozuluyor portremiz. Üstelik Yaradanın affından başka hiçbir şey silmiyor bu portremizde oluşan kirlilik ve bozulmayı.
         Mevla’m bizleri Dorian’ ın düştüğü durumlara düşürmesin ve portremizi gerçek sahibimize götürebileceğimiz en güzel hali ile götürmeyi nasip eylesin inşallah. Gerçekten de okunası olağan üstü güzellikte bir şaheser, iyi okumalar diliyorum Dostlar…
280 syf.
ARTIK, EN SIRADAN ÇİÇEĞİN AÇMASI İÇİN BİLE DÜNYANIN ŞİDDETLİ DOĞUM SANCILARI ÇEKMESİ GEREKİYOR...

(İlk kısımda anlatılanlar yarı gerçektir.)

1890 yılı FA Cup finalinde Blackburn Rovers ile Sheffield Wednesday takımları karşılaşmaktadır. Maç bitince Kraliçe Victoria saraya dönmüş beş çayını yudumluyordu. Güneşli bir Londra akşamüstüydü. Kapı vuruldu ve içeri Heinrich girdi:
''Kraliçem, Engels'in manifestosundan daha büyük bir problemle karşı karşıya olabiliriz.''
Kraliçe: ''Nedir sorun Heinrich?''
Heinrich sıkıntılı bir ifadeden kurtularak elindeki Lippincott's Monthly Magazine adlı dergiyi kraliçeye uzattı: ''Wilde efendim. Yaklaşık 1 yıl önce parçalar halinde yayınladığı eserin tamamını yayınlatmış, Birleşik Amerika'da şu an bu tefrikayı okuyor.''
Kraliçe kendinden emin bir şekilde Heinrich'in bu anlamsız yüz ifadesinden sorunun ne derece büyük olduğunu anlamaya çalışıyordu: ''Sen okudun mu içeriğini?''
Heinrich yüzünü buruşturarak ''deli saçması, bir erkek bir erkeği nasıl sever efendim''
Kraliçe belirsiz bir gülümseme ile ''zerafet Heinrich, bunun cinsiyet ile ilgisi yoktur, bana kalırsa da erkek kadından, kadın da erkekten hoşlanmalı, eseri okuyup bununla alakalı ne yapacağımızı sana bildiririm, şimdi çıkabilirsin.''

Kraliçe 2 gün boyunca bu eseri okudu ve aldığı edebi keyiften ötürü kendini yenilenmiş hissediyordu. Wilde'ı saraya çağırtıp iki kelam etmenin hazzını duyumsadı içinde. Sonra kendi ismiyle anılan Victoria devrinin katılıklarını ve bu katılıkların kendinden doğduğunu anımsadı. Yüzünü buruşturdu, 50 yıldan beri sürdürdüğü kraliçeliği ilk kez bu kadar ağır geldi. Dünyanın en güçlü devletlerinden birini yönetiyordu, sömürgelerle birlikte dünyanın yarısı neredeyse ona aitti. Yine de hayatın sınırı bu saray kadardı.

''Toplumun ahlaka aykırı saydığı kitaplar topluma kendi ayıbını gösteren kitaplardır.'' Bu kısmın özellikle altını çizmişti. (Durkheim'in ileride savunacağı ''sapma teorisi''ne ışık tutar bu alıntı) Buckingham Sarayı'ndan Londra'nın o büyülü atmosferine göz gezdirirken bile binlerce ayıp çarpmıştı gözüne. Ölümü düşünen insanın aldığı nefes bile onu taşırmış kulağına dedi. Sonra Wilde'a güldü içinden, Lord Henry'nin bilgeliği kendisine de bulaşmış olmalıydı.

Heinrich'i çağırttı. Girer girmez yine yüzündeki endişeli ifade karşıladı onu. Arada sırada yükselen nefesi sinirlerinin yerinden oynadığını da gösteriyordu. Kraliçe Victoria kendisinden hiç beklenmeyecek bir tevazu ile toplumun bu kitaba karşı nasıl tepki vereceğini beklemeyi önerdi. Heinrich şaşırmıştı, demokrasinin ayak seslerini duyar gibi olmuştu bu cümlelerde. Şaşırarak, ''nasıl olur efendim, toplumdaki düzeni bozmak istiyor. Soylu, zengin ve kendince bilge olması bu yaptığı hadsizliği kapatmaz. Düpedüz başkaldırı bu!''
Kraliçe, Heinrich'in bu saygısızca ileri atılışına normalde kızmaz, hatta onunla çene çalıp görüşlerini almak isterdi ancak bu kez öyle olmadı. Sinirlendi ve ayağa kalkarak, ''sana ne diyorsam onu yapacaksın sersem, basit taşralı kafanla anlamayacağın işlere burnunu sokma!'' Heinrich sersemlemişti, çünkü tam olarak bunun için bulunuyordu sarayda. Görüş bildirmekti işi. Yine de tüm saygısıyla çekildi kraliçenin huzurundan.

Aylar geçti, o zamanlar Osmanlı Devleti ve Rusya'nın iç işleri ile alakalı meseleler kraliçe Victoria'nın mesaisini alıyordu. Ne Engels ne de Wilde alaka sınırlarının dışına çıkmıştı çoktan. Dorian Gray'in etkisi de sönmüş olmalıydı. Heinrich ya da bir başkası bununla alakalı havadis getirmez olmuştu. İçten içe mutluluk duyuyordu bundan. Sanatın yaşamın önüne geçmiş olması ve onu taklitten payının bu kadar yüksek olması onu fazlasıyla memnun etmişti. Ta ki Londra ve çevresinde artan skandallar, olaylar onun keyfini kaçırana dek. Artık her sokak başında Dorian Gray'in yarattığı etki konuşuluyordu. Erkek erkeği sevebilirdi, kadın da kadını, sonra romanın içeriğinde yazılanlar tam bir düşünce devrimine denkti. Kendisi de etkilenmemiş miydi o nitelikli aforizmalardan. Lord Henry'nin dilinden dökülenlerin altını çizmemiş miydi? Kaçınılmazdı bu etki! Kraliçe Victoria'dan önce sarayın diğer gediklileri harekete geçmişti Wilde'a karşı. Davalar, skandallar birbirini kovaladı. İnsanlarının edebiyata bakışları, içinde yaşadıkları dünyayı, - özellikle cinsellik ve erkeklikle ilgili olarak - algılama ve anlama biçimlerinin değişmesine yol açmıştı bu eser. Wilde'ın cezalandırılması gerekiyordu. Yarım asırdır yönetmiş olduğu İngiltere'de böyle bir değişimin önü kesilmeliydi. Birçok yazar ve soylu, Wilde'ın eserinden çok kişiliğini övüyordu. Onlara göre ''Wilde iyi biriydi ancak iyi bir yazar değildi.'' Kişiliğine göre cezai yaptırımda indirime gidilmeliydi. Ancak bu savunu, iyi anlamda değil tam anlamıyla Oscar'ın hayatını değiştiren, edebi anlamda yolunu çizdiren bir dönüm noktasıydı.

Reading zindanlarında bir hücre ayrılmıştı çoktan ona. Kendisini ressam Basil'in içine gizlemeyi başaramamıştı. Yaşamı aşıp kendi sınırlarını çizen insanların arasında farklı fikirleriyle birlikte ezildi. Kabul görmekten veyahut saygıdan öte cezai yaptırımlarla karşı karşıya kaldı. Yaşam mı sanatı taklit ediyor, yoksa sanat mı yaşamı bilemiyorum tek bildiğim insanların dünyada yarattığı dalga Wilde da dahil herkesi yuttu. ''Ben bütün dehamı yaşamıma harcadım; eserlerime yalnızca yeteneğimi harcadım'' diyen yazarın bir portreye yansıttığı yaşamı, birinin elinde fırça diğerinin elinde ise kalem. Sonu ölüm olan yaşamın içinde çiğnenen fikirler, düşünceler.

Her şey tehlikeli, sevgili dostum...
...Öyle olmasaydı, hayat yaşamaya değmezdi.

Öyle mi gerçekten? Hayat tehlikeli olduğu için mi cazip Wilde! Pragmatik yanımızı çağdaş kılan en yüce görüş bu mudur? Hiç sanmıyorum. Çünkü mevcut duruma bakınca tehlikeden çıkamaz oluşumuzu resmediyor dünya. Her daim insan eliyle nasıl daha çok insan ölür bunun deneyi içerisindeyiz. Sığamadığımız dünyanın içine saniyede 4.1 insan gelirken 2.2'si ise gidiyor. Aradaki dengeyi sağlamak adına muazzam tehlikeler atlatıyoruz.

Roman kısaca kendisi yerine tuvaldeki portresinin yaşlanması dileyen ve bu dileği gerçekleşince yoldan çıkıp yozlaşan haz ve güzellik tutkunu yakışıklı bir adamın öyküsünü anlatır. Ancak bu haliyle dışarıdan sıkıcı ve sığ bir konusu olduğu aşikar. Bu romanı özel kılan içerisinde barındırdığı diyaloglar, zincirleme işlenen suç örgüsü, bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim'ler, iç monologlar, suç ve cezanın yeryüzüne roman anlamında ikinci inişi. Sadece bununla sınırlı olsa iyi romanın etkisi. Yayınlandıktan sonra insanların edebi bakışlarına ve yaşayışlarında bıraktığı etki. Tesire bir bakın. Sizce sadece anlatılanlar mı tetiklemiş bu insanları yoksa anlatılanın anlatılış şekli mi? Cidden büyüleyici bir anlatımı var Wilde'ın.

Her bir sayfası kıymetli, betimlemesiyle, iç monologlarıyla, hayat hakkında atılıp tutulan o kıymetli öngörüleriyle, Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sına selam çakan harikulade bir kitap okudum. Basil'in portresi nasıl bir portreden fazlası ise, Wilde'ın romanı da bir romandan fazlası. Kitabın 3/2'sini alıntı niyetine buraya koyabilirsiniz. Kitabı öneren arkadaşıma da ayrıca teşekkür ederim.

https://www.youtube.com/watch?v=Zg7Qx6-s__c
280 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
HERKES ÖLDÜRÜR SEVDİĞİNİ!

Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!

Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimileri yaşlı iken öldürür;
Şehvetli ellerle öldürür kimi
Kimi altından ellerle öldürür;
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.

Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır;
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
Herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez.

Oscar Wilde’ı bu şiiri ile tanımıştım. Tuncer Kurtiz sesiyle can verdiğinde daha da büyüleyici bir hâl aldı şiir.

Tıpkı bu şiirde olduğu gibi sevdiklerini gözünü kırpmadan harcayan Dorian cezasını bu dünyada buldu mu dersiniz?

NE DİLEDİĞİNİZE DİKKAT EDİN, HER AN GERÇEKLEŞEBİLİR!

Kaderimizi bilseydik keşke, gelecekten haber alabilseydik.
Sonu bilinen bir hayat belki merak uyandırmazdı ama güvenli bir yolculuk olurdu.
Günde kim bilir kaç kez dilekte bulunuyoruz.
Başınıza gelmiştir, bir şey dilersiniz ve arkanızı dönmeden gerçek olur, keşke başka bir şey dileseydim dersiniz.

Mucize midir, ceza mıdır bilemezsiniz dileğinizin sonuçlarını.
Keşke çok param olsa...
Keşke sevgilim olsa...
Keşke mutlu bir evlilik yapsam...
Keşke hep genç kalabilsem...
Keşke geçmişte yaşadıklarımı değiştirsem...

Keşke dediğiniz şey kapınıza geldiğinde....
Kader iş başına geçer ve mucize sandığınız şeyin aslında bir kabus olduğunu kanıtlamaya başlar.
Dileğiniz şey başınıza bela olur.
Aşk sandığınız kişi uğursuzluk getirir.
Şans sandığınız şey felaketiniz olur.
Mutluluk dediğiniz kan kusturur.
Lanetlenmiş bir hayat...

Hayat bir ticaret; yaşarsın, günah işlersin, eğlenirsin, içersin ve günün sonunda hesabını ödersin.

Güzelliği mahvetmişti onu; güzelliği, bir de Tanrı’dan dilediği gençlik. Yüzü güzel kalsın diye ruhunu şeytana satan Dorian’ın gerçekleşen dileğinin hazin öyküsü. Okunmalı mı? EVET!

https://youtu.be/XPC7La-244E
230 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Bu roman söylenecek her övgüyü sonuna kadar hak ediyor. Hayatımda okuduğum en derin, en etkileyici romanlardan biriydi. İnanılmaz gizemler barındıran, uçurumların ucunda sallanan bir uçurtma gibi söylenen sözler sizi ciddi anlamda sarsıyor. Sarsmaktan öte aslında alt üst ediyor. 1890 baskısında gördüğü tepkilerden dolayı, 1891'de basılan versiyonda bıçağın ucunu törpülemiş ama görüşlerinden asla vazgeçmemiştir.

Temposu hiç düşmeyen sürekli sizin ilginizi ayakta tutan bir roman. Yazarın yaşantısıyla çok önemli bağlantıların bulunduğu romanda yapılan bir portre resmin Dorian Gray'in hayatını nasıl baştan aşağıya değiştirdiğini görüyoruz. Yazar fazla ironi kullanmadan direk okura verilmek isteneni vermiştir. Ancak anlatımlarındaki derinliğin portre ile bağlantılı olması ve olayların bu portre etrafında dönmesi sizi sürükleyen unsurlardan biri olacaktır. Portre Dorian Gray'in ruhu gibi değişecek midir? Yoksa portre Dorian Gray'i değiştiriyor mudur? Acaba Bay Dorian Gray'in gerçek yüzü portreye yansıyacak mıdır? Bütün bunların cevabını romanın sonunda ve romanın her köşesinde bulacağınıza eminim.

Şiirleri, kısa öyküleri, oyunları ve tek romanıyla edebiyat dünyasına damgasını vurmuş bir yazarın 46 yaşında Paris'te bir otel odasında ölmesi oldukça üzücüdür. Lakin geride bıraktığı eserleri onu fazlasıyla ölümsüzleştirmiştir. Bu dünyadan bir Oscar Wilde geçmiştir dememiz sanırım ona duyacağımız saygının en büyük ifadesi olacaktır. Son olarak yazarlar yaşantıları ve tercihleri ile değil, vermiş olduğu sanat eserleriyle hatırlanmalıdır.
280 syf.
Neydi şimdi bu?!!

Ruhunu şeytana satmanın hikayesi mi?
Gümbür gümbür haykıran bir egonun sesi mi?
Güzelliğin manifestosu mu yoksa?
Sevgiye hasret..sevgiye susuz bir insanın muazzam değişimi mi?

Hani..ruhunuzun bir yerinde iğne ucu kadar bir nokta vardır ya, simsiyah..
Hani yok saydığımız, kabullenmek istemediğimiz..
Hani büyüdüğü zaman, benliğimizi tamamıyla yutacağını çok iyi bildiğimiz..
Insanoğluna bahşedilmiş en eski remizdir belki de.

Işte o noktada başlıyor her şey..
Günaha koşar gibi son hızla yayılıyor.
Okudukça, içine girdikçe satırların, bazen şeytanın bile masum olduğunu düşünüyorum.
Yaşlanan, çirkinleşen, şeytanlaşan bir portrenin gözlerinden alev alev baktığını hissediyorum zaman zaman..

Sevgiye açlık ve sonsuz bir egonun içerisinde, güzellik kadar çirkinliği de iliklerime kadar hissediyorum.
Ki güzellik, en kadim maskedir aslında.
Aşkın bile gözde başladığına inanan ben, güzelliğin de bir çeşit büyü olduğuna inanıyorum.

Önce hasret, sonra çabalayış,sonra vazgeçiş ..Işıltılı bir tenin altında buz gibi bir soğukluk ve göz kamaştıran ama zerre kadar kokusu olmayan bir yapma çiçek kandırmacası..

Basil iyiliği,
Lord Henrry kötülüğü,
Ve Dorian da muazzam egosuyla insanı temsil ediyor diye düşünüyorum.

Hissetmenin günahını tatmış, susmanin vurdumduymazligini soluyan, içinde gümbürdeyen şelaleye kafa tutan..
Ki insanın duygularını bastırması, görünüşte bir savunma mekanizması gibi gelse de, başka biri gibi davranmaya, ürkütücü ve ağır bir sona doğru götürür bizi.
Yorgun düşeriz.
Eksik kalırız.
Kendimiz olamayız.

Hatalarımız hata değildir artık.
Sevgimiz de sevgi değildir, içi boşalmıştır.
Öyle bir ego kaplamıştır ki bizi ; şeytan görse kıskanır..

Ruhunu arayan mı?
Ruhunu kaybeden mi?
Ruhunu satan mı?

Boşuna değil Dorian 'ın ,portresini saklaması ve yüreğini kabartan öfkesi aslında.

Neydi şimdi bu?!!
Güzelliğin manifestosu mu?
Belki de söylendiği gibi, terazi burcunun el kitabı olma niteliğinde.
Olay estetizm çünkü.
Söyle ki; edebiyat, güzel sanatlar, müzik ve diğer sanatlar için estetik değerlerin, sosyal-politik temalardan daha fazla önemini vurgulayan bir entelektüel ve sanat hareketidir kendisi.

Yani bir nevi kalple düşünebilme becerisi.
Güzele vurgun,
Güzele sevdalı,
Ortayı tutturamayanlarin, yaşamı beste kabul edenlerin hikayesi.

GÜZELLİĞİ, GÜZEL OLANI, GÜZELLİĞİN ŞİDDETİYLE ÖLÇENLERİN..

Okudukça, ne kadar az okuduğumu hissetiren kitaplardan biri,belki de en güzeliydi.

Bir otel odasında, sefillik ve açlık içerisinde, kalemi kendini yok etmiş bir yazardır Oscar Wilde.
Yazdığı her cümleyle büyüleyen..

- Işte bu..
- Tam da bu!!
dedim defalarda..

Evet bu..
Ruhunu şeytana satmanın hikayesi..
Güzelliğin manifestosu!



Keyifli okumalar..:)
192 syf.
·10/10 puan
Bugün sizler ile Oscar Wilde'ın 1891 yılında yayımlanan felsefi romanı Dorian Gray'in Portresi’ni incelemek istiyorum. Biliyorum, içinizden: “Ya arkadaş, sen de yemiyor, içmiyor habire okuyor ve üstüne bir de inceleme yazıyorsun!” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ne yapayım, bunlar hep eskiye dair okuduklarıma olan paylaşım ya da incelemelerim diyebiliriz. Bu aralar ülkemizde ve dünya genelinde yaşanan ekonomik resesyondan ötürü ben de kalemi elime çok alır, aman ne kalemi, klavyenin başına çok oturur oldum. Neyse biz kitaba gelelim dostlar, bu hadiselerden dolayı canımız sıkılmasın şu güzelim mecrada.


KONUSU
Dorian Gray'in Portresi, Oscar Wilde'in kaleme almış olduğu tek romanıdır. Kitabımız, bir tuvale tasvir edilmiş olan portresinin, kendisinin yerine yaşlanmasını daha çok isteyen, sonsuz bir gençlik karşılığında ruhundan vazgeçen ve bu isteği gerçekleşince ahlaki olarak yoldan çıkarcasına yozlaşan haz ve güzellik düşkünü genç, yakışıklı bir adamı konu almaktadır.

Ressam Basil Hallward, yüz güzelliği ve yakışıklılığı ile dikkat çeken Dorian’den çok etkilenen bir hayranıdır. Dorian, Basil'in evinde, Basil'in arkadaşı olan Lord Henry Wotton ile tanıştıktan sonra kendisinin dünya görüşünden bir hayli etkilenir.

Lord Henry, hayatta en önem verilecek şeylerin zevk, güzellik ve çok değişik türde hazlar elde etmek olduğunu ifade etmektedir. Naif duygular içinde olan Dorian, elbet bir gün güzelliğinin yok olacağının farkındadır ve üzüntülü bir şekilde, kendisinin yerine Basil'in çizdiği resminin yaşlanmasını ne kadar çok istediğini dile getirir ve işte o andan sonra Dorian'ın bu dileği gerçekleşir, fakat ebedi gençlik karşılığında Dorian ruhunu şeytana satar. (Burada aklıma okumuş olduğum Johann Wolfgang Von Goethe’nin Faust #30333413 eseri geldi.)

Dileği gerçek olan Dorian, yaşamakta olduğu bu dünyada genç kalırken, kendisinin portresi yaşlanmakta ve Dorian’ın işlemekte oldu her bir günah ise portreye yansımaktadır.


SONRASINDA YAŞANANLAR
Roman, Amerikan edebiyat gazetesi olan Lippinscott'un Monthly Magazine tarafından yayımlandıktan ve okurlarına eriştikten sonra, edebiyat eleştirmenlerinin çok ağır eleştirilerine maruz kalmıştır. Bu Eleştirmenler, kitabı son derece “Ahlaki ve ruhsal çürümenin zehirli kanıtı” - “kasvetli ve yozlaşmış” – “Ahlaki çöküşün ve güçlü homoerotik alt tonların tasviri” şeklinde yorumlamış ve eşcinsellikten aleni bir şekilde bahsetmesi nedeniyle deyim yerindeyse; adeta yerin dibine sokmuşlarıdır. Yayınlandığı zaman diliminde almış olduğu tepkiler, yaratmış olduğu tartışmalar ve üstüne almış olduğu sansürler de cabasıdır. O zamanlar toplumda bir tabu olarak görülen eşcinsellik ve hemcinsler arası ilişkinin “Hazzı”, edebide olsa, deyim yerindeyse “Ahlaksızlıktır”.


Korku:
“Toplum korkusu ki ahlakın temelidir, bir de dinin püf noktası olan Tanrı korkusu: Bizi yöneten iki şey işte bunlar.” S.30


Bütün bu eleştirilere sebep olan bu hadiselerden ötürü, yazarın kendisinin de rızası ile kitap cinselliği konu alan birçok şeyden arındırılıp, baskıya hazır hale getirildikten sonra, yeninden bir kitap halinde 120 yıldır sansürlenmiş haliyle bizlere edebi olarak hitap etmektedir.


Tüm bu olanlar yetmiyormuş gibi, kendisi yaşam tarzı sebebiyle 1895 yılında eşcinsellik suçundan 2 yıl hapse mahkûm edildi. Yaşamış olduğu bu hazin hadiseden dolayı hayatı onarılamaz ölçüde sarsıldı. Evlatları bile bu utançtan ötürü soyadlarını değiştirmeyi tercih etti ve kendisini ihanete uğramış yaşlı ve yorgun hisseden Dorian, Fransa’ya yerleşip adını değiştirmek zorunda kaldı. Oldukça zorlu şartlar altında bir hayat sürmeye çalışan Oscar Wilde, 30 Kasım 1900 tarihinde, Paris’in en kötü ve pis otellerinden birisinde ölü bulundu. Böylesi bir edebiyat yazarı için gerçekten de üzücü ve belki de hiç istenmeyecek bir son oldu…


Düşman:
“Kişi düşmanını seçerken ne denli dikkatli olsa azdır. Benim bir tane bile aptal düşmanım yoktur. Tüm düşmanlarımın zihinsel melekeleri güçlüdür, bu yüzden de benim değerimi bilirler.” S.19-20


Kitabının önsözünde: “Sanatçı, güzel şeylerin mimarıdır. Sanatın gayesi, sanatçıyı gizlemek, sanatı gün yüzüne çıkarmaktır. Eleştirmen ise, sanatı bir başka biçime dönüştüren yahut güzel şeylerin kendisinde bıraktığı izlenimi, yeni bir vasıtayla ifadeye kavuşturan kişidir.” der Oscar Wilde.


OLAYLARIN GELİŞİMİ VE ÖZETİ
İnsanların çokta müreffeh olmadığı bir dönemde, fakir birisi ile evlenmiş olan Dorian Gray’in annesi, eşinin vefatından kısa bir süre sonra ailesinin yanına geri dönmek zorunda kalır. Dünyaya gelen Dorian, doğduktan hemen sonra annesini de kaybeder ve kendisine mecburen büyük babası bakmak zorunda kalır. Yüz güzelliğinin, herkesi kendisine hayran bırakacak mükemmellikte olduğu Dorian, aşırı sert ve zalim bir kişiliğe sahip bir büyük babanın sevgisiz bir ortamda büyümek zorunda kalır.

Aile sevgisinden ve ilgiden yoksun bir ortamda büyüyen Dorian, ilerleyen zamanda diğer tüm insanlara karşı ilgisiz ve kayıtsız kalmaya başlar. Fakat sonra Dorian tiyatro oyuncusu Sibly Vane’ye âşık olduktan sonra, artık onu hayatının bir anlamı olarak görmektedir. Ayrıca yakın olarak arkadaş olduğu ressam Basil Hallward ile Lord Henry Wotton vardır. Basil Hallward, resmettiği her sanat eserine kendinden bir şey kattığını düşünen, hayatının merkezine sanatını koyan, daha çok kendi iç dünyası ile ilgilenen ve dış dünyaya kayıtsız kalan bir sanat adamıdır.

Lord Henry ise, kendisini “Hazcılık” ile bağdaştırmış ve hayatta dair önem arz eden şeylerin, zevk ve güzellik olduğunu düşünmektedir. Dorian ile her daim, haz hakkında olan görüş ve düşüncelerini paylaşmakta ve ona bunları empoze etme gayesindedir. Yukarıda da bahsettiğim üzere: Naif duygular içinde olan Dorian, elbet bir gün güzelliğinin yok olacağının farkındadır ve üzüntülü bir şekilde, “Keşke her zaman genç kalacak olan ben olsaydım da portrem yaşlansaydı! Bunun için... bunun için her şeyi verirdim!" diyerek ağlar ve işte o andan sonra Dorian'ın bu dileği gerçekleşir, fakat ebedi gençlik karşılığında Dorian ruhunu şeytana satar.


Gençlik:
“Eski günlerinizde yaptığınız büyük bir hata anımsayabiliyor musunuz, düşes? diye sordu. Korkarım pek çok! Lord Henry, Öyleyse bunları yeniden yapın, diye ciddilikle yanıtladı. İnsanın gençliğini yeniden kazanabilmesi için çılgınlıklarını yinelemesi yeterlidir.” S.58


Günah:
“Şu var ki deneyimde itici güç yoktur. Oynadığı etkin rol vicdanın rolü kadar önemsizdi. Ortaya koyduğu tek gerçek, geleceğimizin de geçmişimize eş olacağıydı; bundan önce bir kez, tiksinerek işlediğimiz günahı bundan böyle birçok kez işleyecektik, hem de seve seve.” S.78


Hayatında önemli bir yer teşkil eden Dorian ile olmaktan, onunla birlikte vakit geçirirken resimlerini yapmaktan büyük keyif alan Ressam Basil, arkadaşı Dorian’ı elinden geldiğince Lord Henry’den uzak tutma çabasındadır. Dorian, arkadaşı Basil’e sanat hayatında modellik yapmaktadır. Basil’in en mükemmel başyapıtı olarak gördüğü şaheseri, Dorian’ın portresidir ve ilginçtir ki Basil Dorian’an dan ayrı kaldığında sanatını olması gerektiği gibi icra edememektedir.


“Yüz yüze geldiğim bu insanın salt varlığı öylesine büyüleyiciydi ki, izin verirsem benim tüm benliğime, ruhuma, giderek sanatıma el koyabilirdi.” S.17


Zamanla Dorian de Lord Henry gibi etrafında olanı biteni umursamaz bir tavır içine girer. İkili arasında olan ilişki, Dorian’ın, kimliğinin daha da değişmesine sebep olmakla birlikte, Dorian Henry’den etkilenmekte ve ona karşı olan ilgisi daha da artmaktaydı. Henry’den uzak kalamamasında en büyük etken, onun bir aile saadetinin olmamasıdır ve gitgide daha da yakınlık duymasına neden olur. Henry kadınları küçümsemekte, erkeği kadından daha üstün gördüğünü ve kadınların yeteneksiz olduğu düşüncesini belli etmekteydi. Günlerden bir gün, Dorian Gray’in saflığında istifade eden Lord, onun ırzına geçer. (Aklıma Nuri Alço ve gazoz sahnesi geldi. Bkz: https://www.youtube.com/watch?v=CF0o9DYk8qo)


“Anlatmamak elinde değil ki, Dorian. Ömür boyu yaptığın her şeyi bana anlatacaksın sen.” Evet, sanırım öyle olacak Henry. Her şeyi sana anlatmamak elimde değil. Tuhaf bir etkin var üzerimde.” S.70


Bu arada, dış dünyaya uzak olan ve kendi ütopyasında yaşayan Sibly Vane, Dorian’e ilk gördüğünde âşık olur ve bir müddet aşk yaşarlar. Sibly, sevgilisi Grey’in dünyaya olan bakışına, onun kendisine olan sadistliğine ve hakaretlerine dayanamayarak intiharı tek kurtuluş olarak görür ve canına kıyar. Ressam Basil, Sibly’in intihar ederek canına kıydığını haber aldığında adeta şok olur. Bu elim hadiseyi Dorian’a ulaştırdığında, Dorian bu trajik olaya çok normal bir şeymiş gibi yaklaşması anlam veremez. Dorian bu yaşanan elim hadiseye her ne kadar kayıtsız kalmış gibi görünse de, aslında Sibly Vane’nin ölümü onu içten ve derinden etkiler. Sibly’e karşı davranışı ve yaptığı hakaretlerden dolayı, onun intiharı seçerek hayata veda etmesi Dorian’a çok ağır gelmiştir ve onu tamamen yıkmıştır.


Dorian, artık içten içe bu psikolojinin rahatsızlığını hissetmekte ve adeta şokunu yaşamaktadır. Yaşamak istediği haz için ruhunu satarak elde ettiği daimi gençlik, güzellik ile birlikte resmine odaklanan Dorian, artık kendi portresine her baktığında ne kadar da ruhsuz olduğu düşüncesi ile birlikte vicdanı daha çok hissetmektedir.


“Lord Henry’nin etkisiyle kötülüğün ve zevkin çekimine kapılan, dünyada gençlik ve güzellikten önemli bir şey olmadığına inanan Dorian için heyecan, kötülükte ve günahtadır; iyilik ve erdemse sıkıcıdır, edilgendir. “


Dorian’ın hayatında yaşamakta olduğu eşcinsellik ile ilgili psikolojik değişimler ve sırları, Basil’in yaptığı sanat eserlerinde de açıkça gözlemlene bilmektedir. Fakat portredeki bu değişimi gözlemleyebilen ve bunu gören Basil’in kendisi olmuştur. İşte Dorian’ın ebedi gençlik sırrını açığa çıkarabilecek tek kanıt, arkadaşı Basil’in fırça darbeleri ile yaratmış olduğu bu sanat eseridir. Bu tabloyu ele geçirmesi ve kimsenin görmemesi fikri zamanla Dorian’da bir saplantı halini alır. Kendisi hakkında önemli sırları barındırdığını düşündüğü bu portrenin gün yüzüne çıkmaması ve kimse tarafından görülememesi düşüncesi daha ağır basmaktadır. Yaşamakta olduğu kötü günler ve olayların sebebiyle kendisinin portresinin eski güzelliğini yitirdiğini ve git gide daha da çirkinleştiğini fark etmektedir… Devamı kitapta. :))


Portre:
“Hissedilerek çizilmiş her portre ressamın bir portresidir, modelin değil. Modelin orada bulunması yalnızca resmin yapılmasına yol açan rastlantı, bahanedir.” S.16


Dorian'ın yakışıklılığının ve genç tavrının övgüsünü tekrar eden yorumlar yapmakla birlikte, her iki yaşlı adamın da Dorian Gray'in Resminde, ismini konuşmaya cesaret edemediği aşk olarak bilinen şey olduğu çoktan kanıtlanmıştır. Basil Hallward, "Ben yaşadığım sürece, Dorian Gray'in kişiliği bana hâkim olacak" kadar uzağa gider. Sanatın ve ahlaksızlığın temel ahlaksızlığını kesin bir dille savunan Wilde için Dorian Gray'in Portresi, paradoksal olarak çok geleneksel bir ahlaki mesaja sahiptir.


Oscar Wilde'ın geleneksel ahlaktan önce üslup değer biçimini benimsemesi, dönemin Victoria İngiltere'sinde kendisine karşı birçok düşman yarattı. Bazı eleştirmenler Wilde'ı, Viktorya çağının anti-semitizminin popülist kitlesine oynamakla suçladı. Wilde, sanatında ve hayatında, gelgitlere karşı durmaktan büyük keyif aldı ve Popüler önyargı yapanları da küçümsedi. Oscar Wilde, nihilist zarafetin ve popüler hayal gücünün kalıcı olduğu zulümden çok daha fazlasıydı.


Yaşam:
“Yaşamanın amacı kişinin kendini geliştirmesidir.” S.30


Dorian Gray, okurken biz okurları sıkıp, bunaltmayan, içeriği ile ilgili merakta bırakan ve okumakta olduğumuz her sayfasında, yeni şeyleri bizlere sorgulatan türde bir kitap. Ben şahsen, bu güzel eseri okuduğuma, bende bıraktıklarına memnun oldum diyebilirim. Kitap hakkında ufakta olsa merakta kalanlar, henüz bilmiyorsanız diye yazmak isterim. Kendisinin kaleme aldığı eserin filmi de var ve şuraya fragmanını görmek isteyenler için iliştiriyorum. :))
https://www.youtube.com/watch?v=YVbdd8oOwOY


Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
272 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Bu roman yazıldığı dönemin çok çok ilerisinde. Basil Hallward, Lord Henry ve Dorian Gray konuşurken sanki yanı başlarında ben de varmışım gibi hissettim. Dorian kitabın başlarında çocuksu, saf bir kişiliğe sahiptir ve bir nevi iyiyi temsil eden Basil Hallward’la arkadaşlık ederken bir gün Basil’in arkadaşı Lord Henry ile tanışır. Lord Henry somut güzellik kavramından başka önemli bir şey olmadığını düşünen birisidir ve onun bu fikirleri Dorian’ı derinden etkiler ve görüşlerini tümüyle değiştirir. Artık hep genç kalmak istemesiyle ruhunu istemeden şeytana satar ve yıllar böyle geçer...

Dorian Gray'in hırslarına kurban olması etkileyiciydi. Lord Henry'nin söylediği cümleler üzerine düşünülesi ve birçoğu günümüzde de geçerli. Beklediğimden akıcı bir kitaptı.
Düşes, “Ya sanata ne diyorsun?” diye sordu.
“Bir illettir.”
“Aşk?”
“Yanılsama.”
“Din?”
“İnancın yerini tutan günün modası.”
"Sen kuşkucusun.”
“Hiç de değil. Kuşkuculuk imanın başlangıcıdır.”
“Ya nesin sen öyleyse?”
“Tanımlamak kısıtlamaktır.”
“Bir ipucu ver bana.”
“İp dediğin kopar. Labirentte kaybolabilirsin.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dorian Gray'in Portresi
Baskı tarihi:
Nisan 2017
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059585439
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Portrait of Dorian Gray
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yabancı Yayınları
Oscar Wilde’ın tek romanı ve en bilinen eseri olan Dorian Gray’in Portresi, güzelliğiyle herkesi etkileyen ama yozlaşmış bir adamın, kötülük, aldatmaca ve skandallarla örülü hikâyesini gözler önüne seriyor.

Kendisi yerine portresinin yaşlanmasını isteyen Dorian’ın tüm hayatı, bu dileğinin gerçekleşmesi üzerine değişir. Bu sırrın ağırlığı gün geçtikçe arttığından, Dorian’ın zulümleri ve ahlâksızlığı da aynı derecede artar.

Yazıldığı andan itibaren pek çok tartışmaya sebep olan bu sansasyonel roman, insan kötülüğünü estetikle birleştiren, sanatın köklerini irdeleyen, Wilde’a bir sanatçı olarak hak ettiği değeri kazandıran bir başyapıt. Ancak Oscar Wilde’ın da dediği gibi, “Tüm sanatlar oldukça beyhudedir.”

Kitabı okuyanlar 27,2bin okur

  • elisa
  • Ümmü
  • Fatoş Ünal
  • Azranur Erken
  • Ilayda aydoğan
  • İrem taşgın
  • Gökçe Gökmen
  • cemre yılmaz
  • Yıldız Alpaslan
  • Sena Erdem

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%8.4
13-17 Yaş
%2.6
18-24 Yaş
%23.7
25-34 Yaş
%34.4
35-44 Yaş
%21.3
45-54 Yaş
%6.5
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%69.8
Erkek
%30.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%6 (590)
9
%5.1 (502)
8
%4.1 (408)
7
%1.7 (167)
6
%0.5 (54)
5
%0.2 (24)
4
%0.1 (8)
3
%0.1 (8)
2
%0.1 (5)
1
%0 (1)

Kitabın sıralamaları