Shall I compare thee to a summer's day?
Thou art more lovely and more temperate.
.....
.....
So long as men can breathe or eyes can see,
So long lives this, and this gives life to thee
Seni bir yaz gününe benzetmek mi, ne gezer?
Çok daha güzelsin sen, çok daha cana yakın:
.....
.....
İnsanlar nefes alsın, gözler görsün elverir,
Yaşadıkça şiirim, sana da hayat verir.
Whose speechless song, being many, seeming one,
Sings this to thee: 'Thou single wilt prove none.'
O sözsüz şarkı sanki tek bir ağızdan sana
'Değerin olmaz,' diyor, 'yaşarsan tek başına.'
Be not self-willed, for thou art much too fair
To be death's conquest and make worms thine heir.
Vazgeç inattan: Öyle güzelsin ki, olmasın
Ecel senin fatihin, solucanlar mirasçın.
Evet, çok mutsuzum, seyrettiğim o güzel filmlerden fırlamış bir sözle söyleyeyim lanet olsun ki çok mutsuzum ama mutsuzluğum sadece benimle ilgili değilmiş gibi geliyor, bu ne manaya geliyorsa artık. Bir de içimde tanımlayamadığım bir his var. Bu his ya şimdiye dek tatmadığım huzur, ya da şimdiye dek hiç tatmadığım aşk. Belki ikisi birden. Bu yüzden dolaşıyorum zaten sokaklarda akşama kadar çıplak ayakla. Kezban'ı arıyorum. Onu bulmalıyım. Diz çöküp ağlamalıyım.
Beni sev demeliyim.
Ama beni, gerçek beni.
Kazanacağını bildiğim için olmak istediğim beni değil, kaybedeceğini bildiğim için olmaktan korktuğum beni.