“Hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta -yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum.
Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyo-rum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey!”
Gerçekler ancak bu kadar ustalıkla hikayeleştirilebilirdi. İlk bakışta karakterlerini hayvanların oluşturduğu masum bir çiftlik hikayesi gibi görünse de devrim, siyaset ve felsefe ustalıkla kaleme alınmış. Hikaye, haksızlığa karşı bir başkaldırıyla başlıyor; ancak iktidara gelenler de zamanla eskilerin yerini alıp aynı adaletsizlikleri sürdürüyor. Baştakilerin çıkarlarına göre değişen yasalar, değiştirilen sloganlar, şekillendirilen gerçekler ve gerçeğin yerini alan iftiralar... Hayvan Çiftliği, adalet arayışıyla başlayan bir mücadelede gücü elinde tutanların nasıl yeni bir baskı düzenine dönüşebileceğini etkili bir dille anlatıyor.
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,5bin okunma
Elimde bir fincan kahve varmış da çocukluk arkadaşımla uzun zamandır hasret kaldığım bir sohbeti ediyormuşum gibi hissettirdi bana. Sayfaları çevirdikçe kendimi hem geçmişe doğru tatlı bir yolculuğa çıkmış hem de hayatın küçük mutluluklarını yeniden hatırlamış buldum.
Neşesi Yeter, insanı yormayan, aksine içini ısıtan bir anlatıma sahip. Kafanızı dağıtmak, günlük hayatın telaşından biraz uzaklaşmak ya da geçmişi özlemle anmak istediğinizde elinize alıp bir çırpıda okuyabileceğiniz sıcacık bir kitap. Okumayı bitirdiğinizde geriye hoş bir tebessüm ve eski dostlarla edilmiş güzel bir sohbetin tadı kalıyor.
Neşesi Yeterİrem Yaşar · Cezve Kitap · 2020706 okunma
İlkel hazlarının peşinden sürüklenen; şiddet, hırsızlık, tecavüz ve cinayet gibi suçları sıradanlaştırmış, kendi içlerinde bile otorite kavgası yaşayan henüz 15 yaşındaki birkaç gencin acımasızlığıyla başlıyor eser. Kötülüğün sona ermesini beklerken, her sayfada daha da kötüsüyle karşılaşıyorsunuz. Eğer bu karanlığın içinde kaybolmazsanız, yazarın satır aralarına ustalıkla yerleştirdiği çok ince mesajları fark ediyorsunuz. Siyasete, basına, ceza sistemine,topluma, aileye, dünya düzenine.. yönelik sert eleştirilerde bulunurken okuru da rahatsız edici ama bir o kadar düşündürücü sorularla baş başa bırakıyor.
Kitapta da geçtiği gibi: Seçme hakkına sahip olmayan bir kişi, kişiliğini de yitirmiş sayılır mı? Önemli olan iyi ya da kötü biri olmamız mı yoksa özgür olmamız mı? Peki özgürlük, başkasının özgürlüğünü elinden almak mı? Bir insanı iyiliği seçmeye zorlamak gerçekten iyilik mi?
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024113,1bin okunma