“Fransız Devrimi’nde -her devrimde olduğu gibi- açık seçik, iki tür devrimci birbirinden ayrılır: idealizmleriyle devrimci olanlarla garazlarıyla devrimci olanlar; birileri kitleden daha iyi bir yaşam sürmüştür ve kitleyi kendi düzeylerine çıkarmak, onun eğitimini, kültürünü, özgürlüğünü, yaşama biçimini daha iyiye götürmek isterler. Ötekilerse uzun zaman kötü şartlarda yaşamıştır, durumu daha iyi olanlardan intikam almak ister, yeni kavuştukları gücün eski güç sahiplerinin zararını tadını çıkarmak ister.
…
Fransız Devrimi’nde önceleri idealizm baskındır: Asiller ve burjuvalar olmak üzere memleketin saygın kişilerinden oluşan Ulusal Meclis halka yardım etmek, kitleleri kurtarmak ister, fakat kurtarılan kitle, zincirlerinden çözülen şiddet çok geçmeden kurtarıcılarına karşı tavır alır: ikinci dönemde köktenci unsurlar, garaz yüzünden devrimci olanlara baskın çıkar; bunlar için de iktidar o kadar yeni bir şeydir ki, doya doya tadını çıkarma iştahını bastıramaz. Bu zihince küçük ve baskı altından nihayet kurtulmuş insanlar dümenin başına geçtiklerinde, gittikleri hedef de devrimi kendi ölçülerine çekip ruhsal vasatlıklarına indirmek olur.”
“Devrimin mağlup Kral’a gerçekten, bile bile hakaret ve eza edip etmediği yolundaki can alıcı soruyu adil bir şekilde yanıtlamak için alabildiğine dikkatli olmak gerekir. Çünkü devrim kavramı bile aslında geniş bir laftır: En yüce idealizmden çıplak vahşete, yüce gönüllülükten gaddarlığa, ruhtan bunun zıttı olan kaba güce kadar varan ve kesintisiz olarak birbirine eklenen dilimlerden oluşmuş geniş bir yelpazedir; yanardöner rengini, hep insanlardan ve durumlardan aldığından, durmadan değiştirmektedir.”