“… kraliçe olmak demek, Marie Antoinette için on beş havai yıl boyunca yalnızca ama yalnızca şu anlamı taşımıştır: bir sarayın en şık, en koket, en iyi giyinen, en çok şımartılan ve her şeyden önce, en çok eğlenen kadını olarak hayranlık toplamak, zarafet konusunda otorite olmak, doğallıktan alabildiğine uzaklaşmış ve dünya benim diyen o sosyete dünyasının gündemi belirleyen seçkini olmak.”
“İnsanı yakalayan, efendisi olmayı beceremediği kaderi olur her zaman - her yenilgi bir nedenden ve bir hatadan kaynaklanır. Marie Antoinette ile XVI. Louis’nin durumunda ise yargının ölçüsünü bilgece bulan, Goethe olmuştur:
Ne diye süpürüp atılır
Böyle kapı dışarı, bir kral?
Eğer gerçekten hükümdar olsalardı,
Halel gelmezdi kıllarına.”
“Devrim bu zararsız, hımbıl insana -kısa ve kalın boynuna giyotinin bıçağına indireceğine- bir yerlerde bahçeli küçük bir köy evi ve önemsiz bir görev lütfetseydi 20 yıl boyunca kayıtsızlıkla, gurursuz, zevksiz ve azametsiz taşıdığı Fransa tacını başına oturtan Reims Piskoposu’ndan daha çok mutlu ederdi.”
“Yabancıların hayranlığı, insanın benlik duygusunu daima güçlendirir; güzel olduğunu binlerce kişinin onayladığı genç bir kadın, güzelliği hakkındaki bu bilgi sayesinde daha da güzelleşir.”