Bu hayatın gerçekten ne şaşırtıcı bir sır olduğunu, insanların, fırtına tarafından kovalanan sonbahar yaprakları gibi nasıl birleşip ayrıldıklarını ve insanın bakışlarıyla sevdiği kimsenin yüzünü, vücudunu ve el hareketlerini boşuna yakalamaya çalıştığını, birkaç yıl sonra da, gözlerinin mavi mi yoksa siyah mı olduklarını hatırlamayacağını düşünüyordum.
İnsanlar en kötü hastalıklara, hastalıklarıyla savaşırken kullandıkları yöntemler yüzünden yakalandı. Çare gibi görünen şeyler uzun vadede, iyileştirmesi gereken hastalıkları daha da beter yaptı. Hemen etki gösteren, uyuşturan, zehirleyen şeylerin, sözde tesellilerin, insanı gerçekten iyileştireceğine inanıldı. Kimse fark etmedi… aslında bunların, bu bir anlık rahatlamaların bedeli sonradan ağır ödendi, şikayetler arttı, hastalığın genel durumu iyice kötüleşti.
Siz rahatlık düşkünleri, insan mutluluğuyla ilgili ne az şey bilirsiniz. Mutluluk mutsuzluğun kardeşi, hatta ikizidir. Bu ikisi ya bir arada büyür, ya da sizin yaşantınızda olduğu gibi hiç büyümez; hep küçük kalır.
Mutluluğa ulaşmanın, yaşamdan tatmin olmanın yolu, acıdan sakınmak değil, acıya doğal bir şey, iyi olana erişmek için çabalarken karşımıza mutlaka çıkacak bir basamak olarak görmekti.
Kendini incitiyorsun ruhum, kendini incitiyorsun! Böyle giderse kendini onurlandırma vaktin geçmiş olacak, zira bir insanın sadece bir yaşamı vardır ve senin için kapı kapanmış olacak; kendine hürmet etmiyorsun, aksine esenliğini başkalarının ruhunda arıyorsun.