Bu kitap, insanın değişiminin bir kayıptan değil, kendine anlattığı hikâyeleri terk edebilmesinden geçtiğini anlatıyor.
Sevgiyle kalın
Keyifli okumalar..
Kitapta o kadar altı çizilmesi gereken yer vardı ki alıntı yapmak yerine tekrar okumam gerektiğine karar verdim. Bu inceleme yazısı değil sadece kitabı tekrar okumam için kendime bir not.
Stoacı filozof aynı zamanda eski Roma imparatoru Marcus Aurelius’un evreni, insanı, sistemi kendine notlar yazarak yorumladığı, öğütler verdiği, ara ara açıp okuyacağımız türde bir kitap.
Bir hükümdar için fazlaca mütevazi olan Aurelius, tahtların gelip geçiciliğini, iyiliğin gaye haline getirilmesi gerektiğini, doğanın farkındalığına varmayı, bir gün öleceğimizi defaatle anlatmış. Bunları bir hükümdar olarak kendine hatırlatmış ve bizlere de örnek olmuş.
Kitabı okurken aklıma sürekli gelen düşünce ise Aurelius’un İslam sonrası dönemde yaşasaydı İslam üzere ölebileceği gerçeği.
Yazarın kişisel notlarından oluşan bir eser. Erdemli olmak, içsel huzur için yapılması gerekenler, ölümün doğallığı ve gerekliliği, kader çizgisinin ilerleyişi, tanrının varlığı ve sorgulanması, mantık ve empatinin önemi ve gerekliliği gibi konularda çok derin analizler içeren bir kitap okuyacaksınız.
Dipnotlardaki açıklamalar bile başka bir kitap niteliğinde değerli.
Yönetici aklı ve bununla hareket etmenin önemi üzerinde durulmuş. Kitabın en sevdiğim bölümü anı yaşamanın ve ömrün önemi üzerine olan yazılarıydı...
Kitaptan önce Stoacılık felsefesine çok hakim değildim. Ama bu kitapla birlikte yeni bir ilgi alanım doğdu diyebilirim.
Son olarak en sevdiğim cümleyle bitiriyorum. Bence bu cümle sizi kitabı okumaya çekebilir...
"İster üç bin yıl, ister otuz bin yıl yaşa, şunu unutma ki kimse yaşadığından başkasını yitirmez ve yitirdiğinden başkasını yaşamaz, bu yüzden en kısa yaşam ile en uzun yaşamın süresi aynıdır."
Oldum olası stoacı felsefeye ve inançlara sıcak bir yaklaşım sergileyemedim. Yine de bu kitaba bir şans vermek istedim. Yer yer hoşuma giden kısımlar olmadı degil ama kitabın büyük bi çoğunluğu bana göre sayfa israfı. Marcus, tokat atana çiçek uzat eninde sonunda düzelecek kafasıyla neyi amaçlamis tam anlamış değilim. Galiba halkı galeyana getirmek yerine göz boyama yolunu seçerek metaneti amaçlamaya calismis ama bu felsefe cok tehlikeli bir felsefe. İnsan doğasınin bu şekilde çalıştığını düşünmüyorum. Sen iyi niyet gösterip fazlasını verdikçe fosani çıkartırlar ve bir köşeye atarlar benden söylemesi. Zaten biz bir makine değiliz, haşa peygamberde. Hepimizin sabrının sonu ve kırılma noktalari var. Yeri gelir öfkeleniriz, yeri gelir sevinir, yeri gelir üzülürüz. Bu felsefeyi benimseyip yola çıkan yolun sonuna varmadan ilk gördüğü ruh ve sinir hastalıkları hastanesine yatisini yapar.
Birinin senin hakkında kötü konuştuğu söylendi. Bu sadece sana söylenendir, senin bundan yaralandığın söylenmiş olmadı. diyor Aurelius... ne kadar da haklı...
Batı felsefe tarihinin tek filozof Roma İmparatoru olan Marcus Aurelius...
En büyük stoacı düşünürlerden biridir. Eseri Kendime Düşünceler 12 bölümden oluşuyor...
Bazı şeyler insana farklı görünür farklı açılardan bakıldığı için. Bir bardağın kulpunun bana göre sağ da olması sana göre solda olması... Bu eser yukardan bakıyor...objektif ve olgun....
Deneme gibi, terapi gibi, hayat gibi... Eser sizleri daha çok olgunlaştıracaktır...
Herkese keyifli okumalar dilerim.
Öncelikle Marcus Aurelius bu kitabını tamamen kendine not olarak yazdığı ve kitap olarak yayınlamayı düşünmediğinden içindeki karışıklıkları normal buldum. Kendini tekrar eden çok yer var. Ara ara ya hep aynı şeyi okuyorum gibi düşündüm ama genel olarak anlatmak istediği ve kendi düşünceleri benim için çok anlamlıydı.
İçerikten bahsedecek olursam da, doğum, yaşam, yaşamın anlamı, duyguların kontrolü, sorgulamalar, bilim, kültür, sanat gibi hayatla ilgili çok geniş alanda düşüncelerini paylaşmış olduğu bir kitap. Stoacı felsefe anlayışını ortaya koyduğu bir kitap. Stoacılığın "kaderi kabul etme," "doğaya uygun yaşama" ve "kendi üzerinde hakimiyet kurma" gibi öğretilerini güzel anlatmış. Marcus Aurelius’un zorlu savaş yıllarında, hastalıklara, ihanetlere ve zorluklara rağmen iç huzurunu koruma çabasını çok sevdim.
Özetle iyi ki okumuşum :)
Uzun zamandır okumak istiyordum. İçerisinde güzel öğüt niteliğinde cümleler var. Genel olarak sevdim ama bir roman gibi okunmaz ara ara durarak mola vererek okunmalı yoksa sıkıcı olabiliyor. Onun dışında yazdıklarını çok sevdim yıllar önce yazılmış ama evrensel, günümüzdeki sorunları da kapsıyor. O anlamda sevdim diyebilirim.
Marcus Aurelius; Stoa felsefesini benimsemiş bir imparator.Hayata bakışını "günlük" tutar gibi kaleme almış, 12 bölümden oluşan bir kitap haline getirilmiş.Genel olarak hayatı ne kadar yaşarsanız yaşayın kısa olduğunu; yaşarken yapmacıklıktan, kötülükten, gösteriş ve şan-şöhretten kaçınmamız gerektiğini felsefî bir üslupla bizlere aktarmış.Asıl hayatın ölümden sonra başladığını ve bu dünyada sürekli orası için hayatımızı şekillendirmemiz gerektigini vurgulamış.Bu görüşü bana Platon'un "Sokrates'in Savunması" kitabını hatırlattı.Sokrates de ölümden korkmanın anlamsız olduğunu çünkü asıl hayatın öldükten sonra başladığını vurguluyordu.Marcus Aurelius bana çok kaderci geldi; her başımıza gelenin tanrı veya tanrılardan olduğunu, buna karşı gelmememiz gerektigini, doğanın her seyi bir sistem içinde dizayn ettiğini ne yaparsak yapalım bunu değiştiremeyecegimizi vurgulamış.Fakat bu düşüncelerine rağmen her zaman iyiliği, yapmacık olmamayı, şana şöhrete hiç önem vermemeyi, sonu olan bir hayat için insanlıktan çıkmamayı yazılarında tekrar tekrar dile getirdiği için ve bir imparator olarak (günümüz liderlerini düşününce) tam bir tevazu ve itidal örneği olmasına hayran kaldım.
Hayata, ölüme, yaşama karşı derin anlamlı alıntılarla dolu bir kitaptı. Yeniden ele alınıp rastgele bir sayfasını araladığınızda bir cümlesi düşündürücü bir etki uyandırıyor insanın üzerinde. Bir roman gibi değil de el kitabı gibiydii.
Marcus Aurelius Antoninus Augustus (26 Nisan 121 - 17 Mart 180). 161 - 180 yılları arası Roma İmparatoru. 96 - 180 yılları arasında görev yapan Beş İyi İmparator'dan sonuncusudur ve aynı zamanda en önemli Stoacı filozoflardan biri olarak kabul edilir.
Adını ilk olarak Asya'da yeniden güçlenmeye başlayan Pers İmparatorluğu'na karşı ve limes Germanicus (Cermen sınırı) boyunca Cermen kabilelerle yaptığı savaşlar ve ardından Tuna nehrini aşmasıyla duyurur. Doğuda, Avidius Cassius önderliğindeki bir isyanı bastırmıştır.
Marcus Aurelius'a ait (Meditations / Kendime Gözleyişim) adlı felsefi eser 170-180 arasında savaştayken yazıldı. Eser edebi bir başyapıt olarak günümüzde bile hala saygı görür ve "mükkemmel vurgusu ve sonsuz narinliği" ile övgüyü hak eder.