C. Cengiz Çevik

C. Cengiz Çevik

YazarDerleyenÇevirmen
8.2/10
1.997 Kişi
·
6bin
Okunma
·
57
Beğeni
·
1.598
Gösterim
Adı:
C. Cengiz Çevik
Tam adı:
Celal Cengiz Çevik
Unvan:
Türk Yazar, Çevirmen
Doğum:
11 Mart 1983
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda lisans, yüksek lisans ve doktorasını tamamladı. Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi için Sextus Empiricus dışında Bacon, Horatius, Seneca, Cicero, Copernicus ve Luther’den birçok eser çevirdi. Temel akademik çalışma alanı olan Antikçağ’da siyaset ve felsefe ilişkisi başta olmak üzere farklı konularda çeviri ve telif eserleri üzerinde çalışmaya devam ediyor.
Platon demokrasinin görünüşte en iyi rejim olduğuna kanidir, zira herkes dilediği gibi yaşar; ancak böyle bir ortamda düzen olamayacağını da ekler. Mevcut düzeni bir düzen panayırı olarak değerlendirir. Herkes dilediği gibi yaşarken bireyler en iyi yaptıkları işleri yapmayı reddedebilir. Platon böyle bir devlette işlerin yürüyemeyeceğini söyler, hatta demokrasinin uygun devlet adamları yetiştirmeyeceğini düşünür.
Platon demokrasinin ve oligarşinin yıkılışlarını birbirine benzetir: Nasıl ki oligarşiyi kuran da, yıkan da aşırı zenginlik arzusuysa, aynı şekilde demokrasiyi kurup yıkan da ondaki en büyük arzu yani özgürlük arzusudur.
Baris Bekar
Baris Bekar Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı Üzerine'yi inceledi.
104 syf.
·16 günde·Beğendi·8/10 puan
Roma Stoa felsefesinin temellerini ve tarihsel arka planını anlayabilmek için Sokrates’e uzanan süreci de anlamak gerekir. Sokrates bir okulu olmayan ve çoğunlukla agorada, pazarda dolaşarak insanları sorgulayan bir kişidir. Döneminde din uzmanı, politikacı gibi oldukça güçlü insanları sorgulama cesaretini göstermiş ve bu kişilerin kendi içlerindeki çelişkileri ortaya koymuştur. Bu da kısa sürede güçlü düşmanlar edinmesine yol açmış bir süre sonra da düşmanları tarafından, gençliği yozlaştırmak ve Atina’nın Tanrılarına hakaret etmek suçlarından mahkemeye verilmişir. Detaylarına Platon’un “Sokrates’in Savunması” adlı eşsiz eserinde ulaşabileceğimiz bu dava sonucunda Sokrates ölüme mahkum edilmiş ve baldıran zehirini içerek ölmüştür.

Sokrates kendi deyimi ile bir at sineğidir. Amacı sağlıksız yani hareket etmeyen ve tembel bir atı rahatsız ederek harekete zorlamaktır ve onun görüşüne göre, bu atın menfaatine olan birşeydir, hareket eden at daha sağlıklı olacaktır. Burada atı Atina’nın o dönemdeki toplumu, düşünsel yapısı, entellektüel hayatı olarak düşünebiliriz. Aslında yapmaya çalıştığı şey kendi toplumu için oldukça faydalıdır. Eski inanışların sorgulanmasını sağlamış ve kendi ifadesi ile “Sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmez” felsefesini temel almıştır. Bu nedenle Felsefenin Tanrısı olarak kabul edilen Sokrates prensiplerinden ödün vermeyerek ölmeyi tercih etmiş ve ölümsüz olmuştur.

İşte Sokrates’den başlayan bu felsefi bakış açısının ve at sinekliğinin oldukça marjinal bir yorumu Sinoplu Diyojen tarafından geliştirilmiştir. Koskoca Büyük İskender’e “Gölge etme başka ihsan istemem” diyebilen Diyojen’den bahsediyoruz. Kendisi Kinik felsefesinin kurucusudur. Kelime anlamı köpeksi ya da köpeksi bir yaşam anlamına gelmektedir. Diyojen bir fıçının içinde ve gerçekten de köpeksi bir yaşam sürmektedir. Sokrates’in at sinekliğini felsefesinin merkezine alan Diyojen, insanların kendisi ile ilgili ne düşündüğünü ve ne hissettiğini hiçbir şekilde önemsemiyor. Tüm sosyal normların, ahlaki normların doğal olmadığı görüşünü kabul ederek red ediyor. Atsinekliğini bir nevi radikalleştiriyor. Toplum içinde herşeyi yapıyor. Insanların onu aşağılaması onun mutluluğunu ya da huzurunu bozamıyor. Diğer insanların senin hakkında söyledikleri sana zarar veremez, onlardan bağımsızlaşman ve özgürleşmen gerekiyor diye düşünüyor. Mal, mülk, para hiçbir şeyi yok ve önemsemiyor da. Uygulanması oldukça zor bir felsefi yaşam. Platon Diyojen için delirmiş Sokrates demiş zamanında.

Diyojen’in ardından Kinik felsefenin takipçilerinden, Kıbrıslı Zenon bir gemi kazası geçiriyor ve bu kazada herşeyini kaybediyor ve hayatı ile ilgili bir arayışa girişiyor. Atina’da gezerken bir kitapçıdan Sokrates ile ilgili bir kitap buluyor ve onu okuyup etkilenerek, Kinik felsefe takipçilerinden Diyojen’in öğrencisi Krates ile tanışıyor. Krates’den ve başka insanlardan ders alıyor. Ardından kendi felsefe okulunu kuruyor. Böylece Stoa felsefesi biraz daha akılcı, pratiklere uygulanabilir ve gerçekçi bir şekile dönüşüyor. Seneca ve Roma Stoa felsefesine kadar uzanan bu tarihsel süreçte, Stoacılık da son şeklini alıyor.

Roma Stoa felsefesine göre tüm toplumsal normların red edilmesine gerek olmadığı düşünülüyor. Toplumda özgürlük doğal ve mümkün kabul ediliyor. Diyojen’e göre toplum doğal değildi ve tüm normların red edilmesi gerekiyordu. Stoa Felsefesine göre en önemli değerler olan erdem ve huzurun bize bağlı olduğu kabul ediliyor. Doğa bir nevi Tanrısallaştırılıyor. Özgürlüğün ve erdemin doğaya uyumlu bir yaşamla mümkün olduğu belirtiliyor. Temel ihtiyaçların ötesindeki arzuların, şansın gelip geçici olduğu, sağlıksız olmanın ya da ölümün de doğal olarak kabul edilmesi gerektiği savunuluyor.

İş Bankası Kültür Yayınları’ndan okuyabileceğiniz bu eserde Seneca’nın belki de en önemli yapıtı sayılan “Mutlu Yaşam Üzerine” ve “Yaşamın Kısalığı Üzerine” birlikte okuyabilirsiniz.
Bu kısa kitap bizlere bazılarımız için bir rehber niteliği taşıyabilecek oldukça önemli yaşamsal fikirler sunuyor ve yaşamda değer verdiğimiz pek çok kavramı yeniden sorgulamamızı sağlıyor. Okurken çok keyif alacağınızı düşünüyorum. Özetle insanın kendi özünü, ahlakını, erdemlerini ve yaşamını yeniden sogulaması için önemli bir kaynak.

Oldukça çalkantılı bir politik hayata da sahip olan Seneca İmparator Nero’ya karşı düzenlenen ve kendi adının da karıştığı bir süikast girişimi sebebi ile suçlu bulunuyor ve ölüme mahkum ediliyor. Yaşamı boyunca ölümün doğal karşılanması gerektiğini savunan Seneca, İmparator Nero’nun emri ile damarlarını keserek kendini öldürüyor. Trajik bir şekilde yaşamı Sokrates’e benzer bir şekilde son buluyor.

İyi okumalar
Milena
Milena Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı Üzerine'yi inceledi.
88 syf.
·5 günde
Kitabı ilk okumaya başladığımda sanırım bana göre değil dedim. Yavaş ilerleme gösteriyor gibi geldi, bazı cümleleri iki kere okuduğum doğrudur. Ama başıma gelen bu durumun kitabın anlaşılması zor bir dili olduğundan değil de benim uzun süredir hep roman okuyor olmamdan kaynaklandığını fark ettim. Çünkü akıcı bir dil, zeki cümleler barındırıyordu kitap. Özellikle çevirisi çok iyiydi, anlamadığınız tek yer olmayacak. İlk 20 sayfa içerisinde kitabı uçsuz bucaksız bir deniz ve bazı cümleleri de bu denizdeki inci mercan saydım. Gördüm ki hikmetli diyebileceğim paragraflar, efsunlu diyecebileceğim sözler var. Bazı cümleleri o kadar dümen görevindeki, insan hayatında yön değiştirir desem abartmış olmam.

İki bölümden oluşuyor.
1)Mutlu Yaşam Üzerine
2)Yaşamın Kısalığı Üzerine

Her iki bölümde de birbirinden güzel hayat şarkıları duydum, her iki bölümde de en güzel öğütler geldi kulaklarıma. Ara ara açıp okumak, hiç olmazsa alıntılarımı tekrar gözden geçirmeyi kendime bir borç bilirim.

Kitabın temelini oluşturan Stoa Felsefesi de çok ilgi çekiciydi, ben şahsen kendileriyle yeni tanıştım. Eğer uslu bir okuyucu olup önyargılarınızı kapı dışarı edip okursanız bence siz de Seneca'nın öğütlerinden ders çıkarabilir hatta hayatınızın merkezi yapabilirsiniz. Felsefe okumalarına karşı olan tüm olumsuz düşüncelerimi yıkmış bulunmakta bu kitap.

Güzel kitaptı sahi, niçin bu kadar geç kalmışız okumaya..
Kübra K.
Kübra K. Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı Üzerine'yi inceledi.
104 syf.
·2 günde
İki mevzu var zaten yaşam denen sahnede:
1-Mutlu var olabilmek
2-Sahnedeki süreyi doğru kullanabilmek
Hepi topu üç perde diyor Seneca: “Geçmiş, şimdi, gelecek.
Şimdi kısa, gelecek şüpheli ve geçmiş ise kesin.” Meşgale edindiğin iş aslında yaşamı biraz daha izlenebilir kılan. Bu noktada da en doğru meşgalenin felsefe olduğunu ve zamansız inzivanın önemini vurguluyor bir çok yerde.
Sonra diyor ki: “Birinin beyaz saçlarına bakıp, uzun yaşadığını düşünmenin alemi yok. O uzun yaşamadı, sadece uzun süre var oldu.” Ne demişler? Kader ölüme yazgılı, gayrete aşıktır.
120 syf.
·1 günde·9/10 puan
Niceliğinde sevgi payesi bulunan dostluk Allah’ın insanlara bahşettiği bir durumdur. Doğanın gereği, insan ya da hayvanların sezgi ve güdülerle yaptığı bir davranış türüdür. İhtiyaçtan daha çok gerekliliktir.

“...dostun hatalarını görmezden gelen, onun uçuruma yuvarlanmasına neden olur.” ( Alıntı #39000093 )

Roma’da MÖ 106 tarihinde doğan hitabet ustası, şair bakışlı siyaset adamı. MÖ 75’te questor, MÖ 69’da aedilis, MÖ 66’da pretor ve MÖ 63’te ise consul olmuştur. Hatta dönemin saygın kişisi tarafından “pater patriae” – devletin babası- unvanını almıştır. Bunların hepsini ise kendi tırnaklarıyla kazıya kazıya yapmış ve Roma’da kendi döneminin en önemli şahsiyetlerinden bir tanesi olmuştur. Atlı sınıftan olduğu için Roma tarihinde bir ilk olarak consul seçilmiştir. Küçüklüğünde Yunancayı öğrenmiş ve hocası Yunan Hatip Apollonius Molon tarafından – hocası aynı zamanda Jul Sezar’ın da hocasıdır – “Sana büyük bir hayranlık duyuyorum Cicero ve tebrik ediyorum, ancak Yunanlar için üzülüyorum. Şimdiye kadar elimizde kalan tek sermaye eğitim ve söz hâkimiyetiydi. Ne yazık ki artık senin sayende bunlar Romalıların elinde geçecek.*” diye küçük yaşında övgüye mazhar oldu. Bu söylem ise Cicero’nun dil becerisinin ve ne kadar iyi bir hatip olduğunun bir göstergesidir.

“Göz yummak dost kazandırır, hakikat ise nefret... #Terentius” ( Alıntı #38999868 )

Bir önceki kitabı Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine 'de de gördüğümüz ve kitabında kendisi değil de dönemin çağdaş kişiliği olan Marcus Porcius Cato’yu diyalog tarzı konuşturmuş, kendi görüşlerini Yaşlı Cato üzerinden biz okurlarına ulaştırmıştı. Bu eserinde de aynı tarzı korumuş; dostluklarına hayran olduğu Gaius Laelius ile Publius Scipio’yu örnek alıp, aklındaki “dostluk üzerine” olan görüşlerini Laelius’u konuşturarak, diyalog tarzında biz okurlarına ulaştırmıştır. Artık Cicero’nun Platon’dan etkilendiğini sürekli söylemesek de yazılarındaki Platon esintileriyle sık sık karşılaşmaktayız.

“...birine değer verdikten sonra düşünüp taşınmak değil, düşünüp taşındıktan sonra birine değer vermek gerekir.” ( Alıntı #38999186 )

Cicero dostluğu iyi insanların hak ettiğine inanıyor. Akrabalık ile dostluğu bir araya getirip, arasındaki farkları biz okurlarına sunduktan sonra dostluğun kesinlikle erdem ile alakalı olduğunu ve erdemlik yoksa dostluğunda olmadığını savunup, bunları örnekliyor. Dalkavukluğun, şakşakçılığın yalancı dostluklar olduğunu ve sonunun acıyla bittiğine değiniyor. Paranın, makamın ve mevkiinin kesinlikle en iyi dostlukları bozduğuna birçok kere şahit olduğunu ve dostlarınızı seçerken ihmalkâr davranılmaması gerektiğini sonuna kadar savunuyor.

Sizin için her şeyi yapabilecek dostlarınız muhakkak vardır. Yaptığımız yanlışların en başında yanlış kişilere dost dediğimizden başımıza geldiğidir. Dost dostu suça teşkil etmez. Bu dost değil suç ortağıdır. Bu ayrımları iyi bilmek ise erdem gerektirir ve yukarıda söylediğimiz gibi erdem yoksa dostluk yoktur.

Eserde Cicero bize dostluğun nasıl olması gerektiği ve gereksinimlerini, aynı zamanda da dostluk diye tabir ettiğimiz durumun aslında dostluk değil de dostluk payesi altına saklanmış başka ihtiyaç, şehvet, hırs gibi durumlar olduğunu söylüyor.

Yaptığı gözlemler gerçekten 2000 senelik güncelliğini koruyor ve kitap rehber olacak nitelikte hala kendini eskitmemekte ısrar etmektedir. Bu bilgilerin güncelliğini yitirmemesi 2000 senedir insan olarak üzerimize bir şeyler katıp ilerleyemediğimizin göstergesidir.

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan, çevirisi olması gerektiği gibi iyi ve anlaşılır. Yazarın sade ve akıcı dili bu kitabına da yansımış ve çevirmenin işini kolaylaştırmış. Kitap yazar hayatıyla başlıyor, yazarın diğer eserlerine değinip, bu eser hakkında bilgi sunduktan sonra konuya geçiyoruz. Sayfaların sol tarafı Latince sağ tarafı ise Türkçe olarak sunulmuştur. Çevirmen notları ve okur bilgilendirmeleri yazımın sonunda “son notlar,” “kaynakça” ve “kişiler/terimler sözlüğü” ile sonlanıyor.

Sözün özü; kitap okurların hayata bakış açılarını değiştirecek kadar hassas konulara değiniyor ve erdem, ahlak gibi konularda dostlukların nasıl olması gerektiğini söyleyip, kılavuzluk ediyor. Herkesin okuması gereken ender eserlerden bir tanesi olduğuna inanıyorum. Tavsiye ederim.

“İnsanlar rahatsız olmaları gereken şeylerden rahatsız olmuyor, umursamamaları gereken şeylerden rahatsız oluyorlar, zira hata yapmalarını bir sorun olarak görmüyor, eleştirilmeyi rahatsız edici buluyorlar, oysa tersine, kusurlarına üzülmeleri, düzeltilmekten de hoşlanmaları gerekirdi.” ( Alıntı #39000555 )


Sevgi ile kalın.

*Plutarkhos – Demosthenes ve Cicero Paralel Hayatlar – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları – Sayfa 36
320 syf.
·4 günde·5/10 puan
Francis Bacon, Deneme türünün öncülerinden biri olarak kabul edilir. 16. Yüzyılda kaleme aldığı Denemeler: Güvenilir Öğütler ya da Meselelerin Özü eseriyle hayatın etikliği, politika, insan doğası başlıklarında birleşen gözlemlerini tümevarım biçeminde ele alır ve çağdaşı Montaigne gibi bilgiyi birikimsel olarak ifade eder. Birçok konuda genelleyici çıkarsamaları alıntılarla destekleyen bir yazım ürünü olması, deneme türünün yapısal başlangıcı olarak görülebilir. Saf bir yenilikçi ya da akılcı (rasyonalist) olarak nitelenen Bacon, tanrısal büyüklüğe indirgenen Tolstoyvari evrenselliğiyle -böyle nitelenir- Machiavelli politikasını özümser. Anglo-sakson modelinin temelini atan isimlerden biri olmasıyla, günümüz dünyasının kapitalist -ben merkezci- yapısının büyük mimarlarından biri olarak 21.yüzyıl düşün dünyasındaki etkilerini net bir şekilde gösterir.

İktidar ve onun çevresindeki faydayı temel alan bir yaklaşım Bacon’un ana felsefesi olsa da, insana, ilişkilerine ve topluma dair ele alınanlar geniş yer tutar. Montaigne Denemeler’inde kararsızlık ve savrukluk göze batarken, Bacon’da açıklamalar dizgesiyle kendinden emin ve net cümleler bulunur. Bacon’un temsil ettiği söylenilen evrensellik, çıkar çatışmasının gücüne tutulduğunda Montaigne’den uzaklaşır, bu yönüyle iki yazarın ayrıldıkları söylenebilir. Denemeler öğütler kitabı olduğu kadar ölçülülükler kitabıdır da. Ortalama bir insanın zaten bilmekte olduğu şeyleri atıf zenginliği ve tüm zamanlarda geçerliliğini koruyacak tespitleri ile ılıklaştırır. İnsan, devlet, dostluk, kurnazlık, hırs, aşk vb. gibi unsurları çok iyi tanımlar yazar. Kitabın yazılmasının üzerinden yüzyıllar geçse bile zamanın eskitemediği cümleler vardır. Machiavelli gibi siyasi kişiliği olmadan, siyasi olarak döneminde büyük etkiler yaratmış bir bilgin Francis Bacon. Aşırı bir bencillikle sarmalanmış ideolojik iktidar faydacılığı Machiavelli ile birleştiğinden Prens’i de Denemeler’in yanında değerlendirmek gerek. İnananların yönetilmesi için araç niteliğiyle kullanılmaları, devlete zarar verebilecek olası kalkışmanın kestirilebildiği kitleye- ki özellikle burjuva ve soylular- özel hak ve hürriyet tanınarak püskürtme kurnazlığı, Bacon kurallarından sadece bir tanesi olarak göze çarpar.

Aydınlanma zihninde yatan egemenlik hırsı, tabiatın insanoğlunun hizmetine sunulan bir köle olduğu, ben ve diğerleri anlayışı “bilgi güçtür”ü tersine çevirmek için temel etkenler. Günümüzde İngiltere ve Abd’nin temsil ettiği anglo-sakson modelin işlevi de tam olarak bu; sosyal mücadelecilik anlayışı ve refah düzeyinin gerisinde kalan daha fazla çıkar, daha fazla koloni, daha fazla kölelik, daha fazla ekonomi. Globelleşen dünyada kapitalist düzen var oldukça, rakamlar üzerinden değerlendirilen insanların rekabet için bir araç konumunda olacağı kuşkusuz. Bomba paketi taşıyan kargo uçağının demokrasi götürmesi veya siyah görünümlü beyaz başkanların 'birileri' tarafından yönetilmesi; bunun sonucunda çaresiz ve aç milyonlarca insan ise hayatına güçbela devam eder, büyük efendilerin dünya siyasetine yön vermesinin sonucu olarak.

“Belki de birbirini takip eden çağlar ve fikir akımlarının bütünlüğüne bakıldığında, Bacon, ilginç bir konumdadır, yazılarındaki koku geleceğe dairdir. Ancak çağdaşları geçmişe özlemle bakarken, o yepyeni bir geleceğe gözlerini dikmiştir. Hamit Dereli'ye göre; o "Platon'un ünlü benzetmesinde olduğu gibi, karanlık bir mağarada arkalarını ışığa çevirmiş oturan ve önlerinde yalnızca gerçeğin gölgelerini izleyenlerin gözlerini ışığa çeviren" bir filozoftu. (Yeni Atlantis, 'Bacon'ın Felsefesi, Giriş bölümünden')

Denemeler’de insan ilişkilerine dair sıkı öngörüler ve çıkarsamalar yer alsa da, ilerici ve evrensel olarak adlandırılan Bacon’un, despotluk kokan anlayışları, eserine addedilen hümanizmayla çelişir. Din ve kutsî duygularla alay edilmenin, aşağılıkça bir davranış olduğu belirtilirken, Hz. Muhammed hakkında çirkin cümlelerin yer bulması şaşırtıcı olmadı. -ki “ataklık” adı altında veya yerici bir yakıştırma yapılmamış olsaydı, kitabın doğasına ters düşeceğinden asıl şaşkınlık verici durum olurdu.- yine yabanıl türkler ifadelerinin gerici genelliği burada da görülür. Ataklık: utanılması gereken durumları geçiştirmeyi sağlayan kurnazlık. “Koloni kurmak eski ve kahramanca işler arasındadır.” cümlesini "sömürgecilik nasıl yapılır" ile efendice devam ettiren cümlelerin olduğunu belirtelim. Bir Afrikalının “toprağımda ne işin var?” sorusundan sıyrılmak, ancak bu atak insana dönüşmeyle mümkün olabilirdi diye düşünüyor insan.

"Krallığın ve devletin büyüklüğünü sağlayan öncelikli unsur, halkın kitle ve düşünce bakımından savaşçı olmasıdır. Buna bağlı olarak, kaslarında derman kalmamış, yumuşak erkeklerin bol bulunduğu yerde, paranın savaşın gücü olduğuna dair ifade de gerçekliğini yitirir."

Yukarıdaki cümle Mein Kampf kitabından bir alıntı değil, ancak dünyayı karanlığa iten zihniyetler neredeyse aynı.

Hayatta kalabilen bu yapı var olduğu sürece, pespembe mutluluğun içinde ilerleyebilmiş entelektüel hayatlar ve iktidarların güçten de bilgiden de yoksun zihinlerinin ürünü olan mutsuz ve cahil halklar yaşama uğraşıyla varlığını sürdürürler...
152 syf.
·3 günde·10/10 puan
Güzel bir kitabın daha sonuna gelmiş bulunmaktayım..
Cicero MÖ 106-43 yıllarında yaşamış önemli bir devlet adamı ve düşünürdür. Hukuk ve felsefe eğitimi almış, avukatlık mesleğini icra etmiştir. Cicero Platon’a hayranlık duymuş bu eserinde de onun yöntemini izleyerek yasaları değerlendirmiştir.

Kitapta Cicero tabiî hukuk anlayışı çizgisinde, hukukun kaynağını nerden aldığını; adaletin, yasaların, erdemin ve ahlâkın ne olduğunu; yasa koyucuların izlemesi gereken yolu ele almıştır.

Tabiî hukuk yaklaşımının en önemli savunucuları Platon, Cicero ve Thomas Aqunias’tır. Bu anlayışta, hukukun kendisi adalet ile tanımlanır. Hukukun geçerliliğini kuran şey adalettir; geçerli olan hukuk, âdil olan hukuktur..

Hukuk felsefesine ilgi duyan herkese önerebileceğim bir eser. Akıcı ve etkileyiciydi benim için. İçinde roma hukukuyla ilgili terimler yer alsa da bilmeyenler için en arka kısma açıklamalar eklenmiş; oradan bakılabilir. En sevdiğim alıntıyla bu incelemeyi sonlandırayım #103127940 . Herkese keyifli okumalar dilerim. :)
.
120 syf.
·Beğendi
kitap normalde 40 sayfa 40 sayfa da latince yazılmış arta kalan açıklamadan ibaret. Evrensel gerçekleri her kim kaleme almışsa ölümsüzlüğünü ilan etmiş. Dostluğu iki başlıkta ele almış. Biri zengin makam sahibi insanların dostluğu diğeri ise orta ve alt tabaka insanının dostluğundan bahsetmiş. Bilgiler bilinmeyen şeyler değil ancak bir bilgenin 2000 küsur yıl önce ele aldığıyla şimdi arasında değişmeyenleri derli toplu görüyorsunuz. En çok hoşuma gidense dost edineceğiniz zaman önce dost edinip kazık yedikten sonra düşünüp taşınmak yerine dost edinmeden önce düşünüp taşınmak lazımmış diyor. Çok basit bir bilgi gibi görünebilir ancak büyük bilgeler basit bilgilerle yola çıkıp mutluluğa ulaşmadılar mı?
68 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
●Kitabın içeriğine geçmeden önce yazarından bahsetmek isterim kısaca. Cicero, M.Ö. 106'nın Ocak ayında doğmuş, hukuk eğitimi almış bir avukattır. Yaşamı boyunca da çeşitli devlet görevlerinde yer almış ancak Cumhuriyet yanlısı olmasından dolayı 63 yaşında evinde öldürülmüştür. Ne tesadüftür ki eserlerini peşpeşe okuduğum ve idam edildiğini öğrendiğim yazarlardan üçüncüsüdür Cicero. Bahsettiğim kitabını ise 62 yaşında, yani ölmeden bir yıl önce yazmış ve bize kazandırmıştır. Cicero'nun yaşadığı yıllarda kültür; Yunanca bilmek ve Yunan filozof ve tarihçilerinin eserlerine ve düşüncelerine hakim olmak üzerinden ölçülüyordu. Bu sebeple Yunanca neredeyse ana dil Latince kadar önemli görülüyordu.Doğaldır ki Cicero'nun eserlerinde Platon'un izleri görülür. Bu durum, gerek ruha ilişkin düşüncelerinde gerek kitabını diyaloglar halinde yazması gerekse diyaloglarda kendi konuşmayıp Cato'yu konuşturması şeklinde kendini gösterir.


●Cicero bu eserinde insan yaşamının yaşlılık çağı üzerinde durmuş, gelenek üzere iyi düşünceler beslenmeyen bu çağa karşı ekseriyetle korumacı bir tavır takınmıştır. Öncelikle bu çağın çocukluk, gençlik ve olgunluk gibi olağan bir dönem olduğunu hatırlatır. Yaşlılarla ilgili şikayet edilen konuların, ömrün bu çağına değil, bizzat kişinin karakterine isnat edilmesi gerektiğini savunur. Çünkü ona göre saygın bir yaşlı olmak da saygı görmeyen bir yaşlı olmak da kişinin elindedir.


●Cicero kitabında 4 konu üzerinde durmuş ve cevaplarını bu konular üzerinden sistematiğe oturtmuştur. Bu konular şöyle sıralanır:

1-yaşlıların iş yapmaktan alıkoyulması
2-yaşlılığın bedeni zayıflatması
3-yaşlılığın insanı tüm hazlardan yoksun bırakması
4-yaşlılığın ölümden uzak olmayışı

●Yaşlılık insanı tüm işlerden değil ancak gençlik ve kuvvetle yapılan işlerden alıkoyabilir. Ancak 'Büyük işler kuvvet, hız ya da çeviklikle değil, düşünce, otorite ve karar verme yeteneği ile yapılır, bunlar da yaşlılıkta azalmak şöyle dursun daha da artar genellikle' der Cicero. Yaşlılardan düşünce, akıl, karar verme yeteneği gibi konularda yararlanılabilir. Yaşlılar bu yeteneklere sahip olduğu için ülke yönetiminde söz sahibi olurlar ve gençlere nazaran daha iyi bir yönetim ortaya koyarlar, çünkü yaşlılar ihtiyatlı ve sağduyuludurlar. Hafızanın zayıflamasının yaşlılığa değil tembelliğe isnad edilmesi gerektiğini söyler. Hazin ve çalışma sonuçu yaşlıların bile zihinsel yeteneklerinin kalıcı olacağını savunur. Bu düşüncesini yaşlılığında eser veren yazar ve düşünürlerle destekler.Yaşlıların bütün bir ömür boyunca elde ettiği birikimleri gençlere aktarmak konusunda hevesli olduğunu söyler.


●Yine; bedeni zayıflatanın yaşlılık değil, gençlikte benimsenen yaşam biçimi olduğunu söyler. "Şehvet düşkün olan, ölçüsüz gençlik, yaşlılığa dermansız bir beden bırakır."ancak yaşlıların ne kadar da olsa gençlerin kuvvetli bedenlerine sahip olamayacağını bilir. Ona göre her dönemin kendisine has bir yapısı vardır: Çocuklar zayıftır, gençler haşindir, orta yaş ağırbaşlı ve yaşlılık olgundur. Önemli olan bunu bilmek ve bunlara göre hareket etmektir. Üstelik Cicero'ya göre gençler bile bazen zayıf düşebiliyorken yaşlıların zayıf olmasında şaşılacak bir şey yoktur. Sağlıklı bir beden önemlidir ve sağlıklı olmanın yolu ölçülü olmaktır.


●Yaşlılığın insana hazlardan yoksun bırakmasını Bir kusuru değil aksine bir armağan olarak kabul eder Cicero. Çünkü ona göre yapılan kötülüklerin çoğunun temelinde bir haz yatar. Vatana ihanet, devleti yıkma girişimleri, düşmanla yapılan gizli anlaşmalar… Haz; akıl, ölçülülük, erdem gibi olguları da yanında barındıramaz. Yaşlılığın hazzı bünyesinde barındırmadığı için saygı duyulası olduğunu belirtir. Ancak yaşlıların da haz aldığı konular vardır ve bu hazlar gençlikteki gibi uygunsuz hazlar değildir. Yaşlıların da haz aldığı konular vardır ve bu hazlar gençlikteki gibi uygunsuz hazlar değildir. Yaşlılıkta duyulan hazlar zihnin hazlarıdır ve gençlikteki gibi sofraların, oyunların ya da hayat kadınlarının verdiği hazlar gibi değildir.yaşlılık insanın vaktinin bol olduğu bir dönem olması sebebiyle zihnî faaliyetlere en uygun dönemdir. Cicero bu bölümde, yazılmış ünlü tragedyalardan, şiirlerden, araştırma ve çalışmalardan bolca örnekler verir. Ve çoğunun yaşlılık ürünü olduğunu hatırlatır. Diğer bir haz kaynağının ise çiftçilik olduğunu söyler ve çiftçiliği bolca över. Yaşlılığın çiftçilik yapmaya engel olmadığını ve çiftçiliğin insana mutluluk verdiğini belirtir.


●Ölüme uzak olmayışını ise şöyle değerlendirir: Eğer ölüm ruhu yok eden bir olaysa onu umursamaya, düşünmeye ve endişelenmeye gerek yoktur. Ancak eğer ölüm insana ebediyete taşıyorsa o halde onu arzulamalıyızdır. Ölüm bir sorunsa bu sadece yaşlılıkta görülen bir sorun olmadığına göre niçin yalnızca yaşlılığın sorunuymuş gibi gösterilir,der Cicero. Gençken ölenler yok mudur? Bütün gençler uzun bir hayat sürmeyi arzular ancak bu onlar için belirsizdir. Yaşlılarsa arzulanan bu döneme ulaşmış ve onu yaşamaktadırlar, bu sebeple yaşlılar gençlerden daha iyi durumdadır, der yazar, ancak ben bütün gençlerin uzun yaşamayı arzuladığı konusunda yazara katılamıyorum. Cicero tıpkı Platon gibi ruhun ölümsüz olduğunu düşünür ve insanların bilgiyi sonradan kazanmadığını aslında doğduklarında bilgi sahibi olduklarını ve zamanla bunu anımsadıklarını savunur.İnsanın kendini gençliğinden itibaren ölüme hazırlaması gerektiğini savunur ve "Evimden değilde, misafirhaneden ayrılır gibi bu yaşamdan ayrılıyorum" diyerek bu dünyaya sıkı sıkıya bağlanılmaması gerektiğini öğretir bize.


●Kitabı okurken çokça, fakültede ders olarak gördüğüm 'Roma hukuku' bilgilerimi anımsadım; censor, consul, praetor, senatus, dictator,tribunus plebis, quaestor...Kimi zaman akıcılığı zorlasa da herkesin ama bilhassa gençlerin okuması gerekn bir kitap olduğunu söylemek ister, okuyacak herkese şimdiden iyi okumlar dilerim:)
Asel
Asel Mutlu Yaşam Üzerine - Yaşamın Kısalığı Üzerine'yi inceledi.
104 syf.
·4 günde·9/10 puan
KISACA STOACILIK :
Sokratesçi geleneğe dayanır.Stoacılar için insanın temel amacı mutluluktur. Mutluluğa ulaşmak içinse doğaya uygun yaşamak gerekir. Doğayı derinlemesine düşünmek Tanrı’yı düşünmektir. Dolayısıyla bu felsefe bize sadece nasıl yaşayacağımızı değil yaşamın Tanrı’nın bir armağanı olduğunu gösterir. Seneca da stoacı ahlak görüşüyle tanınır.
MUTLU YAŞAM ÜZERİNE
Herkes mutlu olmak ister ama mutluluğun kaynağını nereden geldiğini bilmez öncelikle kendine bir hedef belirle diyor Seneca , herkesin ayak bastığı izdiham olan yoldan değil çünkü insan hatalarını bile tek başına yapmaz yanlış yönlendirme büyük hatalara sebep olabilir.
En yüce iyi erdemdir, hakikatin yolunda erdemle olan insan mutlu olur geçici hazlara yer verilmemelidir.
Sade bir yaşam sürmeli görkemden kaçınılmalıdır , zenginlik sana aittir sen ona ait olup kölesi olmamalısın ‘Niçin şu filozof böyle görkemli hayat sürüyor’ bu önemli olmadığını zenginliğin mutluluk getirmede bir etkisi olmayacağını düşünüyor.
Tanrı’ya itaat etmek özgürlüktür, hiçbir şeyde zorlanmayacaksın hiçbir şeye boş yere denemeyeceksin mutlu yaşamak için erdem yeterlidir Seneca’ya göre hazlara kapılmadan insan henüz tam özgür değilsede özgür olma yolundadır.

Bu bölümü okurken aklıma bir alıntı geldi pozitif düşünceleriyle bizi aydınlatan filozofumuz Schopenhauer’dan (!) Seneca’ya gelsin:
"Doğuştan gelen tek bir yanılgı vardır;
o da mutlu olmak için burada olduğumuzu sanmaktır."

YAŞAMIN KISALIĞI ÜZERİNE
Yaşam kısa değildir yaşadığımız yaşamın kısa bir bölümüdür bu da zamandır. Herkes yaşamın kısalığından şikayetçidir ama hayatlarını meşgul geçirmişlerdir. Meşgul insanlar birçok şeye birden uğraşmaya başlamışlardır. Ve hazlara yenik düşüp boşa vakit harcamışlardır. Gösteriş, eğlence insanları meşgul ederken insanlar bir tek kendileriyle meşgul olmamışlardır. Daima gelecek hakkında plan yapmak ve şu anı kaybetmeye sebep olur. Geçmişi düşünüp ders çıkarmalı ve anı yaşamalıdır.Yaşamayı tüm ömür boyunca öğrenmelidir ve ölmeyi de ömür boyu öğrenmelidir insan.
Felsefe; doğrunun, erdemin, yaşamın ve ölümün çalışmasıdır. kitaplar, zamanın sayfalara sıkıştırılmasıdır. bunlardan ders çıkarın, bunlara değer verin.

Kitap iki bölümden oluşuyor akıcı ve güzel dili var umarım çok fazla ipucu vermeden anlatabilmişimdir. Felsefe kitabı olsa da aynı zamanda kişisel gelişim kitabı olarak da okunabilir.
Tayfun
Tayfun Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine'yi inceledi.
80 syf.
·1 günde·7/10 puan
Her şeyin bir vakti vardır. Dalda meyve yetişir, bazıları öyle sıkı tutunmuştur ki dala çeksen de fayda etmez. Bir süre sonra o meyve olgunlaşır ve toprağa düşer. Nasılda benzer bir hal değil mi? Eğer ki bizi engelleyen bir etken ya da fiziki bir sorun yoksa süreç bundan ibarettir. Doğar, büyür ve ölür. Asıl burada önemli olan ise; o yaşlılık kısmına gelindiğinde yapılması gerekenler ve yaşlılığın abartıldığı kadar kötü bir şey olmamasıdır.

Roma’da MÖ 106 tarihinde doğan hitabet ustası, şair bakışlı siyaset adamı. MÖ 75’te questor, MÖ 69’da aedilis, MÖ 66’da pretor ve MÖ 63’te ise consul olmuştur. Hatta dönemin saygın kişi tarafından “pater patriae” – devletin babası- ünvanını almıştır. Bunların hepsini ise kendi tırnaklarıyla kazıya kazıya yapmış Roma’da kendi döneminin en önemli şahsiyetlerinden bir tanesi olmuştur. Atlı sınıftan olduğu için Roma tarihinde bir ilk olarak consul seçilmiştir. Küçüklüğünde Yunanca’yı öğrenmiş ve hocası Yunan Hatip Apollonius Molon tarafından – hocası aynı zamanda Jül Sezar’ın da hocasıdır – “Sana büyük bir hayranlık duyuyorum Cicero ve tebrik ediyorum, ancak Yunanlar için üzülüyorum. Şimdiye kadar elimizde kalan tek sermaye eğitim ve söz hâkimiyetiydi. Ne yazık ki artık senin sayende bunlar Romalıların elinde geçecek.*” diye küçük yaşında övgüye mazhar oldu. Bu söylem ise Cicero’nun dil becerisinin ve ne kadar iyi bir hatip olduğunun bir göstergesidir.

“İyi ve mutlu yaşama kabiliyeti bulunmayan insanlara her çağ ağır gelir.” (Alıntı)

İşin birde diğer yönü vardı ki; Cicero kendini aşırı derecede öven, genellikle şakacı, alaycı ve küfürbaz bir kişilikti. İyi taraflarından birisi ve kendi ölümüne sebep olan yanı devletin iyiliğini düşünmesi her yasanın ve yükümlülüğün üzerinde tutmasıydı. - Bakınız Sezar suikastı –

Hatta yine kendi kitabı olan Yükümlülükler Üzerine’de şöyle der; “Birçok kişinin öfkesine asla karşı konulamaz. Sadece ordularla baskı altına alınmış devletin katlandığı ve öldükten sonra kendisine daha fazla itaat ettiği o tiranın ölümü, ondaki öfkenin onu ne kader büyük bir yıkıma sürüklediğini göstermez, diğer tiranların da sonu benzer olmuş, neredeyse hiçbir tiran böyle bir sondan kaçamamıştır.**” Bütün olanlara rağmen ise yaşlılığında Marcus Antonius’un zulmünden kurtulamadı ve kafası bedeninden ayrıldı. Kader o dur ki; Marcus Antonius’un ölümü de Cicero soyu elinden geldi.

Eserin yazım tarzı diyalogtur. Diyalog üç kişi arasında geçmektedir ve anlatıcı olarak ise Yaşlı Cato – Marcus Porcius Cato - seçilmiştir. Amaç ise yaşlılığın aslında bilinenin aksine kötü bir şey olmadığını ve her bireyin bir şekilde kendisini kesin son olan ölüme alıştırması gerektiğini sade dille anlatmasıdır.

“Doğa ya da tanrı, insanı hiçbir şeyin daha üstün olamayacağı akılla donatmış; hiçbir şey bu tanrısal armağan ve bağışa haz kadar düşman değildir, zira şehvetin rehberliğindeyken ölçülülüğe yer kalmaz, erdem hazzın krallığında asla barınamaz.” (Alıntı)

Bunu yaparken de yaşlılığı dört ana maddeye ayırıyor. Birinci olarak güçten düşmesi ve iş yapmaktan alıkoyulmaktan bahsediyor. Hemen ardından ikinci olarak bedenin zayıflaması, bununla beraber aklın yavaşça gerilemesini öne sürüyor. Üçüncü olarak ise birçok hazdan yakınan bir yaşlılıktan bahsediyor ve son olarak dördüncü de ise ölümün artık çok yakın olduğunu söyleyip, bu maddelerin hepsini kendi düşünceleri ve geçmişte yaşamış gerçek kişilerin hayatlarından örnek vererek bizlere açıklıyor. Bu sebeple yaşlılığın bir son olmadığını, aslında bahşedilmiş bir armağan olduğunu anlatmaya çalışıyor.

Kitabım İş Bankası Kültür Yayınları’nda gayet muazzam bir çeviri ve açıklayıcı çevirmen notlarıyla bezeli. Okurken herhangi algı sorunuyla karşılaşmadım ve anlatılmak istenenin çok iyi bir şekilde anlatıldığına kani oldum.

Sözü özü; kitabın yazım zamanı da göz önüne alınırsa türünde muazzam denebilecek bir güzellikle, okunulası ve tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın.


*Plutarkhos – Demosthenes ve Cicero Paralel Hayatlar – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları – Sayfa 36

** Cicero - Yükümlülükler Üzerine - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları – Sayfa 79

Yazarın biyografisi

Adı:
C. Cengiz Çevik
Tam adı:
Celal Cengiz Çevik
Unvan:
Türk Yazar, Çevirmen
Doğum:
11 Mart 1983
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda lisans, yüksek lisans ve doktorasını tamamladı. Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi için Sextus Empiricus dışında Bacon, Horatius, Seneca, Cicero, Copernicus ve Luther’den birçok eser çevirdi. Temel akademik çalışma alanı olan Antikçağ’da siyaset ve felsefe ilişkisi başta olmak üzere farklı konularda çeviri ve telif eserleri üzerinde çalışmaya devam ediyor.

Yazar istatistikleri

  • 57 okur beğendi.
  • 6bin okur okudu.
  • 166 okur okuyor.
  • 4.735 okur okuyacak.
  • 63 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları