istediğim yağmur hazır mı bakalım
yerlerine konuldu mu soğuk kaatiller
karanlığı ya gevşek dokudularsa
öldürüleceğimden emin olmalıyım
şimşekler gecikti herhalde unutulmuş
acı yeşil keseceklerdi birden yolumu
hani viraj ıslıklarıyla hain otomobiller
sarı sarı göz kırpan trafik ışığı
yeryüzünde çok fazla bir yalnızlığım
başka yalnızlıklara hak tanımayan
biliyorum kuralları bozduğumu
yerimi uysal birine bırakmalıyım
Sayfa 43 - Türkiye İş Bankası kültür yayınları·Kitabı okudu
Oracıkta, makinesinin ayaklarının dibinde, yerde, En Büyük, En Kötü, Evrenin En Kibirli Kurdu yatıyordu. Kaburgaları kırılmış, kara postu yolunmuş, sarı gözleri kan çanağına dönmüş inliyordu. "Maymun" diye sızlandı Kurtarator, "bu resmi ... basmayabilirsin, izin verdim."
Dünya dışı varlıklar konusunda uzman olarak uzaylıların binlerce yıl önce Dünya'yı ziyaret ettiğini biliyorum. Hayır, şöyle diyeyim, buna inanıyorum. Bu durum bugünün dinlerinin ve kutsal yazılarının doğuşuna sebep oldu. Bildiğimiz gibi, dünya denen bu tımarhanedeki bütün dinler kendi kutsal yazılarının yegâne doğru yazılar olduğunu iddia eder. Tanrı aşkına, kime inanmalıyız? Ve neye inanmalıyız? Çoğu din bir tür son yargıyı kehanet eder. İnanmayanların canlı canlı haşlanacağını, boğulacağını, dövüleceğini, bıçaklanacağını, zehirleneceğini ("acı su" ile), vurulacağını, depremlerde ezileceğini ya da bir tür hastalıkla dünya yüzünden silineceğini duyuran dinler vardır. Neyse ki bunlar yalnızca inanmayanlar için geçerlidir -ama, bir dakika! Hangi inanmayanlar? Katolik doğmasına inanmayanlar mı? Arap ya da Asya topraklarında doğmama ve İslam ya da Hindu inancının öğretilerini hiçbir zaman duymama talihsizliğini yaşayanlar mı? Bir hristiyan mezhebine ya da başka bir mezhebe mensup olarak büyüyecek kadar şanslı olanlar mı? Japonya'daki Şintoizm dininin üyeleri mi, yoksa Mormon Kitabı'na ya da Scientolgy'nin öğretilerine inanmayanlar mı?