Kitap benim için temposu sürekli değişen bir yürüyüş gibiydi. Uzun aralar vererek sonunda bitirdim. Bu verilen molalar hem günlük işlerin yoğunluğu sebebiyleydi hem de kitabı uzata uzata okumak, nefessiz kaldığımda bir soluk almak içindi. Kitap bana tamamen bir iç sükunetiyle yaptığım yürüyüşlerin özgürlüğünü hatırlattı. Bütün düşüncelerin zihninize hücum ettiği, bazen kaygılı bazen tebessümle eşlik ettiğiniz yürüyüşlerin ise tadı tamamen farklıdır. Kulaklık takarak çıkılan yürüyüşler her ne kadar kendi iç sesinizi bastırıyor olsanız ve adam akıllı yalnız kalmanızı engelliyor olsalar da onlar da farklı bir hizmeti size sunarlar. Müziğin düşüncelerinize eşlik etmesi hizmeti... Kitabın bir diğer büyük hizmeti ise isimlerine, düşüncelerine aşina olduğumuz kimi insanların yaşantısına dair kısa anekdotlar veriyor olmasıdır. Nİetzsche, Rousseau, Thoreau, Kant ... Yaşantılarının sadece yürüyüşle ilgili kısımlarına değil de genel bir bakış sunması hoş olmuş. İnsan kendi adına pek çok ders çıkarabiliyor. Throeau'nun şu yürüyüşü bile faşist bir tavırla anlayışı beni şaşırttı doğrusu. insanlık medeniyeti ve hikmeti yürüyerek yaydı. Yürüyüş, koltuklarımıza gömülüp masa başı işlerden para kazandığımız bu çağda ise kendi anlamını tekrar hatırlatıyor.
Kıssadan hisse şuydu ki, yürürken, kendine güvenin ve cesaretin sahici göstergesi yavaşlıktır. Fakat burada tam anlamıyla hızın zıddı olmayan bir yavaşlıktan söz ediyorum. Bu öncelikle adımların son derece istikrarlı olmasıdır, yeknesaklıktır.