Bazen bir kitap, sadece sayfalar arasında kalmıyor; zihninizin derinliklerine işliyor. İşte Hawksmoor da tam olarak bu türden bir eser.
Daha önce Ackroyd’un Bay Cadmus isimli kitabını okumuştum ve yazarın bu kadim atmosferi yaratma yeteneğine hayran kalmıştım. Bu kez diğer kitaplarını da merak edip yola çıktığımda, karşıma çıkan Hawksmoor ile gerçekten unutulmaz bir okuma deneyimi yaşadım.
Kitap, 17. yüzyılda mistik ritüellerle inşa edilen yedi kilise ile 1980’lerde aynı yerlerde işlenen gizemli cinayetler arasında gidip gelen iki farklı zaman dilimini anlatıyor. İki farklı Nicholas... Biri mimar, biri dedektif. İkisi de kendi çağlarının içinde kaybolmuş ama zamanın ötesinde birbirine bağlanmış kaderler.
Okurken kendinizi sanki geçmişin içindeymiş gibi hissediyorsunuz; her sayfa, gerçeklik ile hayaletler arasında ince bir çizgi çiziyor.
Kitap bittiğinde sadece bitmiş bir hikâye değil, zihninizde kalan tuhaf bir sızı da var. Belki de bu yüzden bir daha hiç unutamayacaksınız.
Eğer gizem, tarih ve biraz da mistik gerilim arıyorsanız, Hawksmoor tam size göre.