Genel temalardan kurtulup kendi günlük yaşamınızın temalarına sığınınız; hüzünlerinizi, isteklerinizi, geçici düşüncelerinizi, herhangi bir güzelliğe karşı duyduğunuz inancı anlatın; içten çığırtkanlıktan uzak, alçakgönüllü bir yüreklilikle anlatın bütün bunları; ruhunuzdakileri dışa vurabilmek için çevrenizdeki nesnelerden, düşlerinizdeki imgelerden anımsamalarınızdaki görüntülerden yararlanın.
Kimse akıl veremez, yardım elini uzatama size, hiç kimse. Tek çıkar yol, gözlerinizi kendi içinize çevirmenizdir. Size yazmanızı buyuran nedeni araştırıp ele geçirmeye bakınız. Yüreğinizin ta en dip köşesinde kök salıp salmadığını araştırınız bu nedenin. Yazmanız diyelim ki yasaklandı, ölür müydünüz o zaman ya da yaşar mıydınız eskisi gibi, bunu açıklayın kendi kendinize
“Kalmış sessizliğinde yıldızsız gecenin, İlimsiz dillerin
Kıpırdamazken bir tomurcuk, bir yaprak
Dalga dalga göğe uzanmış toprak.
Iki söz konuşmuş, bin şiir susmuş Kırıntı cümleler dudağından dökülmüş Tamamlanamamış eksik heceler”
-Tuana Yüksel, 9. sayı, “Kelimelerin Cenazesi”
“Bana heykel derler. Ey insanlar, kalbi taş kesilmesi gereken bizleriz, siz değil!
Bana heykel derler!
Ben farklıyım.
Olduğum yerdeyim. Ve değişmiyorum. Değişemiyorum.”