Yandaki komşunun oğlu duvara tırmanmış, “Pışşt pışşşt”
diyor. “Gel”, diyorum, bizden yana atlıyor. “Kaç yaşındasın sen?” diyorum; başparmağını küçük parmağının üzerine ko yup, “Biiir” diyor, sonra sırayla öteki parmaklarının üzerine koyuyor, “Dööört” diyor. Hiç inanmıyorum, zaten umurumda da değil, isterse üç olsun ama bu çocuk oğlan, bu çocuk biz den farklı, bu çocuğun farkı görünmeyen bir yerde. Babam da bu farklılığı sevmiyor.
Ortalıkta kimse yok, şimdi bu farklılığı çözeceğim. “Pantolonunu indirsene” diyorum.
“Yaaa. Önce sen donunu indir, sonra ben” diyor. Uyanık,
ama belli ki o da hiçbir şey bilmiyor. Hem donumu indirirsem ne olur? Peki ama neden bize don giydiriyorlar?”
Mızıkacağımı anladı. “Eğer donunu indirirsen bu dergileri sana veririm” diyor. Güzel, renkli resimli dergiler...
“Peki önce sen göster sonra ben” diyorum. Çaresiz pantolo nunu indirmek için dergileri elime tutuşturuyor, arkasını dö nüyor, pantolonunu aşağı doğru çekiyor. İki minik pembe yu varlak, ortasında bir çizgi var, şeftali gibi, bizimki de öyle. Hiç ilginç bulmuyorum, farklı da değil.
“Hadi sıra sende” derken, dergilerle eve doğru kaçıyorum. Cici kızlar asla donlarını indirmezler ama sanırım cici kızlar oğlanların popolarını da merak etmezler.