Engin Nazlı

Engin Nazlı
@Engin5252
Karaları deniz yapar dağları rüzgar yapıp kalbine yelken açarım
Teknoloji bölümü
Tekirdağ /Çerkezköy
Ordu /ünye, 1 Temmuz 1992
57 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
çocukluk hayalim yaşamaktaydı, belki de günün birinde beni, yalnızca bir saat için bile olsa yanına çağırabilirdin. Ve sadece ihtimal olan bu bir saat uğruna her şeyi geri çevirdim, sırf ilk çağırışında özgür olabilmek için. Zaten çocukluktan uyanışımdan beri bütün hayatım bir bekleyişten, senin iradeni bekleyişten başka neydi ki
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İşte bu yüzden, sadece bu yüzden, sevgilim, kendimi sattım. Bu, benim için bir fedakârlık değildi, çünkü insanların genellikle onur ve ayıp diye adlandırdıkları, benim gözümde önem taşımıyordu; sen, yani bedenimle ait olduğum tek insan olan sen, beni sevmiyordun, o yüzden bedenime ne olacağı artık umurumda değildi. Erkeklerin sevişmeleri, hatta en içten gelen tutkuları bile iç dünyamın derinliklerini etkilemiyordu, oysa onların aralarından bazılarına elimde olmaksızın çok saygı duydum ve kendi kaderimi hatırlarken onların karşılık görmemiş sevgilerine duyduğum merhamet yüzünden çoğu zaman sarsıldım. Tanıdığım erkeklerin hepsi bana iyi davrandılar, şımarttılar ve saygı duydular. Aralarında özellikle biri vardı, yaşlıca ve karısı ölmüş olan bir konttu, babasız çocuğun, senin çocuğunun Theresianum’a alınabilmesini sağlayıncaya kadar çalmadığı kapı kalmadı –beni de kızı gibi seviyordu. Üç defa, dört defa bana evlenme teklifinde bulundu –yani bugün bir kontes olabilirdim, Tirol bölgesinde, masallardaki gibi bir şatonun hanımefendisi olarak hiçbir sıkıntı çekmeden yaşayabilirdim,
Fakat sen şimdi bana belki de çocuğu nasıl böyle bir lüks içinde yetiştirebildiğimi, ona seçkinlerin dünyasına özgü bu aydınlık ve neşeli hayatı nasıl sağlayabildiğimi soruyorsundur. Sevgilim, sana karanlıkların içinden sesleniyorum; utanç duymuyorum, bunu sana söylemek istiyorum, fakat sakın korkma sevgilim –kendimi sattım. Tam olarak sokak kızı veya fahişe diye nitelendirilenlerden olmadım, ama kendimi sattım. Zengin erkek arkadaşlarım, zengin sevgililerim oldu; önce ben onları aradım, daha sonra da onlar beni aradılar, çünkü –bilmem farkına vardın mı hiç?– çok güzeldim. Kendimi verdiğim her erkek bana bağlanıyordu, hepsi de bana teşekkür ettiler, bana bağlandılar, beni sevdiler –yalnızca sen, evet sevgilim, yalnızca sen beni sevmedin!
Sabahleyin erken gitmekte ısrarcıydım. İşe gitmek zorundaydım ve ayrıca uşağın gelmeden ayrılmak istiyordum: o beni görmemeliydi. Giyindikten sonra senin önünde durduğumda, beni kollarına aldın, bana uzun uzun baktın; bir hatırlayıştı içinde dalgalanan, karanlık ve uzak bir hatırlayış ya da duyduğum mutluluktan ötürü sana yalnızca güzel mi görünmüştüm? Sonra beni dudaklarımdan öptün. Hafifçe senden ayrıldım ve gitmek istedim. O zaman şöyle sordun bana: “Giderken yanına birkaç çiçek almak ister misin?” Ben evet dedim. Yazı masasının üstündeki mavi vazodan dört tane beyaz gül çıkardın (ah evet, onları çocukluğumdaki o tek hırsızlama bakıştan tanıyordum) ve bana verdin. Onları günlerce öptüm.
O akşam bütün gece sende kaldım. Daha önce hiçbir erkeğin bana dokunmadığını, bedenimi hissetmediğini veya görmediğini sezmedin. Fakat nasıl sezebilirdin ki, sevgilim, çünkü sana hiçbir biçimde karşı koymadım, utangaçlıktan kaynaklanabilecek her türlü çekingenliği bastırdım ve bunu da sana olan aşkımın, eğer bilseydin, hiç kuşkusuz seni ürkütecek olan sırrını öğrenemeyesin diye yaptım –çünkü sen, yalnızca kolay, oyun gibi ve ağırlıktan yoksun olanı seversin, bir kadere müdahale etmekten korkarsın. Kendini israf etmektir senin istediğin, herkese, dünyaya ve herhangi bir kurban istemezsin. Şimdi kalkıp kendimi sana bir bakire olarak verdiğimi söylersem, yalvarırım beni yanlış anlama! Çünkü seni suçlamıyorum, sen beni ne kendine çektin, ne yalanlarla aldattın ne de baştan çıkardın –ben, evet ben kendimi sana zorladım, kucağına attım, kaderime attım. Seni asla, ama asla suçlamayacağım, hayır, yalnızca sana hep teşekkür edeceğim, çünkü o gece benim için inanılmaz ölçüde zengin, hazzın parıltılarıyla dolu ve mutluluktan uçurucuydu. Karanlıkta gözlerimi açtığımda ve seni yanımda hissettiğimde, yıldızların üzerimde olmadığına hayret ettim, gökyüzü öylesine yakınımdaydı –hayır, asla pişman olmadım sevgilim, o saatlerden ötürü asla pişmanlık duymadım. Hâlâ hatırlıyorum: sen uyuduğunda, senin nefesini duyduğumda, bedenini hissettiğimde ve kendimi sana onca yakın bulduğumda, mutluluktan karanlıkta ağladım.