Bir tel gibi gergindim ve varlığının ona her dokunuşuyla tınlıyordum. Hep senin etrafındaydım, hep gergin ve hareketliydim; ama sen beni ancak cebinde taşıdığın ve karanlıkta sabırla senin saatlerini sayıp ölçen, yollarında sana duyulmayan nabız atışlarıyla eşlik eden ve senin acele bakışlarının saniyelerin tik taklarının ancak milyonda birinde yöneldiği saatin yayının gerginliğini hissettiğin kadar hissedebiliyordun.
O hastane koğuşunda yoksulluğun korkunç yüzünü bir kez daha görmüştüm , yoksul olanın bu dünyada daima ezilen , aşağılanan olduğunu , kurban olduğunu biliyor ve senin çocuğunun , senin o pırıl pırıl , güzel çocuğunun bir Çukurda , sokağın pisliği , boğuculuğu , bayalığı içinde , arka avluya bakan bir odanın kirli havasında büyümesini ne pahasına olursa olsun istemiyordum . Onun o zarif ağzı kaldırımların dilini öğrenmemeli , bembeyaz bedeni yoksulların küf kokan , yıpranmış çamaşırlarını bilmemeliydi - senin çocuğun her şeye , bütün zenginliğe , yeryüzünün bütün kolaylıklarına sahip olmalı , tekrar senin yanına , senin yaşam alanına Yükselmeliydi.
Her şey yalnız seninle ilişkisi ölçüsünde var oluyordu, benim varoluşumda ki her şey ancak seninle bağlantılı olduğu müddetçe anlam kazanıyordu. Bütün hayatımı dönüştürmüştün