Engin Şenol

Engin Şenol
@Engin55
Teknolojinin dönüştürdüğü hayatı, çağın kırılma anlarını ve insanın değişmeyen sorularını anlamaya çalışan bir zihnin notları.
Kediler çok vahşi hayvanlardır unutmayın.
Bir aylık bir yavru kedi… Daha gözünü dünyaya yeni açmışken, kardeşleriyle birlikte bir çuvala konulup köyün kenarına bırakılmıştı. Bir insanın eliyle terk edilmişti. Açlık, korku ve çaresizlik içinde bulduğumda onu alıp besledim. Belki de hayatına küçük bir şans vermeye çalıştım. Dün ise başka bir gerçekle karşılaştı. Büyük bir kedinin saldırısına uğradı. Birkaç saniye daha geç kalsaydım muhtemelen yaşayamayacaktı. Şimdi gerekli müdahaleler yapıldı, bitkin bir halde yatıyor. Küçücük bedeniyle hayata tutunmaya çalışıyor. Kediler sevimli canlılar olarak görülür ama aynı zamanda çok güçlü içgüdülere sahip hayvanlardır. Bölge koruma, avlanma ve hayatta kalma dürüleri onları zaman zaman acımasız hale getirebilir. Bir yetişkin kedi, savunmasız bir yavruyu rakip veya tehdit olarak görebilir. Doğada merhamet değil, hayatta kalma içgüdüsü vardır. Ama bu olay bana bir şeyi daha düşündürdü: Kedilerin vahşiliği doğanın bir parçasıdır; onlar bunu bilinçli bir kötülükle yapmazlar. Asıl üzerinde düşünülmesi gereken, henüz annesinden bile tam ayrılmamış yavruları bir çuvala koyup ölüme terk edebilen insanın davranışıdır. Bir kedi içgüdüsüyle saldırır; insan ise ne yaptığını bilerek karar verir. Şimdi o küçücük canlı yorgun bir halde uyuyor. Belki iyileşecek, belki uzun süre toparlanması gerekecek. Ama onun yaşama tutunma çabası, bazen en savunmasız canlıların bile ne kadar güçlü olabileceğini gösteriyor. Umarım bundan sonra karşısına yalnızca şefkat çıkar.
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
50 okurun yardımına ihtiyacım var
Bir WhatsApp gurubu açıklamalar gruptan yapılacak ilgilenen arkadaşlarınızı davet edebilirsiniz ilk 50 kişi ile sınırlı olacak. Konumuz her zamnki gibi kitaplar. Yardımlarınızı bekliyorum. chat.whatsapp.com/JO4hqYrYyd79TIo...
Hayata Dair
Dizilerin Dayattığı İllüzyon: Gerçek Acı Neden Sessizdir?
Hepimiz dizilerdeki o meşhur sahneyi ezbere biliyoruz: Karakter sevdiğinin kaza geçirdiği haberini alır, olduğu yere yığılır, hastane koridorlarında kimseyi gözü görmeden "Doktor, hemşire yardım edin!" diye feryat ederek ameliyathane kapısını yumruklar. Etrafındaki aileyi, dostları dinlemez, kendini parçalar. Ekran başındaki izleyici için bu, sevginin ve bağlılığın en yüksek perdeden, en "tutkulu" ispatı olarak sunulur. Peki ama gerçek hayat, bir yönetmenin "Motor!" demesiyle mi işler? Devamını merak edenler için enginsenol.com.tr/post/dizilerin-...
Neden Buradayız? Sessiz Bir Yolculuğun Sesli İmzası
"Neden okuyoruz?" sorusunu kendimize sorduğumuzda, cevabı genellikle hepimiz kendi içimizde, o sessiz koltuklarımızda bulabiliyoruz. Ama asıl soru şu: Neden bir okur paylaşım platformundayız? Hepimiz evimizde, işimizde veya yolda kendimize bir parça zaman yaratıp o satırların arasında kaybolabiliyoruz. Okumak aslında tek kişilik, içe dönük bir eylem gibi görünse de, burada olmamızın çok daha derin bir nedeni var: Sosyalleşmek, ama ruhsal bir sosyalleşmek. Yeni çıkanları keşfetmek, popüler kitapları görmek elbette kıymetli. Ancak dürüst olalım; paylaştığımız o tek bir cümlelik alıntıda, yazdığımız uzun bir incelemede aslında sadece kitabı değil, kendi ruh halimizi yansıtmıyor muyuz? Bir kitabın altını çizerken aslında kendi hayatımızın altını çiziyoruz. C.S. Lewis’in dediği gibi: "Yalnız olmadığımızı bilmek için okuruz." İşte bu platformda olmamızın asıl sebebi, o "yalnız olmadığını" hissetme arzusudur. Seçtiğimiz kelimelerle, "Bakın, bu cümle benim kalbime değdi, peki ya sizinkine?" diyoruz. Sosyalleşmek sadece bir "merhaba" demek değil; bir yazarın kurduğu köprüde, dünyanın başka bir yerindeki başka bir okurla karşılaşmaktır. Ben oyumu her zaman hissiyattan yana kullanıyorum. Çünkü okumak yazarla başlar, ama başka bir okurun kalbinde yankılandığında tamamlanır. Burası bizim için sadece bir kitap listesi değil; bir nevi ruhsal bir galeri, sessiz yolculuklarımızın sesli birer imzası. Siz ne dersiniz? Sizi burada tutan sadece bir sonraki kitabı bulma merakı mı, yoksa o görünmez ama derinden hissedilen "anlaşılma" bağı mı? Paylaşım platformları; evde, yolda veya işte tek başımıza yaptığımız o "sessiz yolculuğun" fotoğraflarını sergilediğimiz birer ruhsal galeri gibidir. Yani evet, sosyalleşmek ve "görülmek" bu işin tam kalbinde yer alıyor. Okumadan beğenenlere
1000Kitap
Eğer herkes özelse, aslında kimse özel değildir.