"Neden okuyoruz?" sorusunu kendimize sorduğumuzda, cevabı genellikle hepimiz kendi içimizde, o sessiz koltuklarımızda bulabiliyoruz. Ama asıl soru şu: Neden bir okur paylaşım platformundayız?
Hepimiz evimizde, işimizde veya yolda kendimize bir parça zaman yaratıp o satırların arasında kaybolabiliyoruz. Okumak aslında tek kişilik, içe dönük bir eylem gibi görünse de, burada olmamızın çok daha derin bir nedeni var: Sosyalleşmek, ama ruhsal bir sosyalleşmek.
Yeni çıkanları keşfetmek, popüler kitapları görmek elbette kıymetli. Ancak dürüst olalım; paylaştığımız o tek bir cümlelik alıntıda, yazdığımız uzun bir incelemede aslında sadece kitabı değil, kendi ruh halimizi yansıtmıyor muyuz? Bir kitabın altını çizerken aslında kendi hayatımızın altını çiziyoruz.
C.S. Lewis’in dediği gibi: "Yalnız olmadığımızı bilmek için okuruz." İşte bu platformda olmamızın asıl sebebi, o "yalnız olmadığını" hissetme arzusudur. Seçtiğimiz kelimelerle, "Bakın, bu cümle benim kalbime değdi, peki ya sizinkine?" diyoruz. Sosyalleşmek sadece bir "merhaba" demek değil; bir yazarın kurduğu köprüde, dünyanın başka bir yerindeki başka bir okurla karşılaşmaktır.
Ben oyumu her zaman hissiyattan yana kullanıyorum. Çünkü okumak yazarla başlar, ama başka bir okurun kalbinde yankılandığında tamamlanır. Burası bizim için sadece bir kitap listesi değil; bir nevi ruhsal bir galeri, sessiz yolculuklarımızın sesli birer imzası.
Siz ne dersiniz? Sizi burada tutan sadece bir sonraki kitabı bulma merakı mı, yoksa o görünmez ama derinden hissedilen "anlaşılma" bağı mı? Paylaşım platformları; evde, yolda veya işte tek başımıza yaptığımız o "sessiz yolculuğun" fotoğraflarını sergilediğimiz birer ruhsal galeri gibidir. Yani evet, sosyalleşmek ve "görülmek" bu işin tam kalbinde yer alıyor. Okumadan beğenenlere