son evrelerin kabaran dalgalarına kendilerini bıraktılar, onları büyünün bozulup unutkanlığın başladığı çöle doğru sürüklemek gibi gereksiz bir çabaya sıvanan o pişmanlık tanımaz, kötü sona yol açan günlerin akıntısına kapıldılar.
Onca yıllık ölümden sonra dirilere duyulan hasret öylesine yoğun, iki çift laf etme özlemi öylesine büyük, ölümün içindeki öteki ölümün yakınlığı öylesine korkunçtu ki, Prudencio Aguilar sonunda can düşmanını sever olmuştu.
Çünkü iskambiller ve deneylerle dolu bir yüzyıl, bu ailenin tarihinin tekerrürden ibaret olduğunu, kaçınılmaz yinemelerle, ekseni yıpranıncaya kadar sonsuza doğru dönen bir çark olduğunu öğretmişti ona.