ŞİMŞEK, Peyami Safa
Kitap İncelemesi
Zihnin en sivri yerini işgal eden bir sırnaşık ŞÜPHE…
Nefes almak ile alamamak arasındaki ince araf çizgisinin tam üzerinde insanı durduğu yere mıhlayan bir deli TEREDDÜT…
Etrafında karartısı gezinen, soluğunun sıcaklığı ensede hissedilen ve başa geldiğinde ancak görünür kılınacak olan musibet olmuş bir gölgenin KORKU‘su…
Daima kor bir ateşin üstünde altı cızırdayan ve artık vakti geldiği sezilen kızılca kıyametin müsebbi olacak bir VEHİM…
Hissedilen fakat tam bir hüküm verilemeyen, hep bir şeyler olacağı sezilse de ne olacağı bir türlü kestirilemeyen bir TEDİRGİN HİS…
Başa gelecek olmasına pek az zaman kaldığından emin olunan, bir zaman ansızın vuku bulduğunda ancak varlığıyla o zaman tanışılacak olan, ‘geliyor gelmekte olan’ denilenin paldır küldür başa geleceği O BEKLENEN FACİA…
Varlığı henüz kendisini göstermeden kendinden önce ulak misali rüzgârını saldı caddenin, sokağın her bir yerine; şimdi de bizim evin penceresinden içeriye sızıyor, sanki kendi evindeymiş gibi arsızca bizim evin koridorundan boylu boyunca uzanıyor, evin her köşesine nüfuz ediyor, açık kalan pencerelerin kapıların yüzüne tokat atar gibi vuruyor, kapatıyor. Penceremin perdesini havalandırıp bırakan o rüzgardan değil bu besbelli, havası başka, kokusu başka…Bir felaket gelecek…Saç tellerini kabus görmüşcesine uykusundan uyandıran bir elektriklenme, belli belirsiz bir is kokusu.
EVDE TAM SESSİZLİK . . .
En sonunda çaktı işte . . .
Kimbilir nereye düştü ateşi? . . .
Bir bu eksikti . . .
Birazdan gökgürültüsü de zangırdatacak her yeri besbelli . . .
6’dan geriye doğru say! . . .
6.5.4.3…