Tersi ve Yüzü, Albert Camus’nün henüz 21-22 yaşlarındayken yazdığı beş denemeden oluşuyor. Aslında tür olarak yazdıklarına deneme dense de hikayeye daha yakın.
Yazarların ilk kitaplarını okumak her zaman ilginç gelmiştir bana. Çünkü insan, henüz kim olduğunu tam bilmezken yazdığı satırlarda bazen bütün geleceğini ele verir. Ama bir yazarın daha ilk yapıtında kendi sesini bulması, kendi meselesini söylemesi ender rastlanan bir şeydir. Edebiyatta çoğu yazar yıllar içinde dönüşür, değişir, başka birine evrilir. Camus ise sanki daha ilk kitabında kendisini bulmuş gibidir. Zaten kitabı yazdıktan yirmi iki yıl sonra kaleme aldığı önsözde de sonraki yapıtlarının izlerinin burada bulunduğunu söylüyor. Bu yüzden Tersi ve Yüzü yalnızca bir gençlik kitabı değil, Camus düşüncesinin bir fragmanı gibi.
Kitabı okurken beni en çok etkileyen şeylerden biri, genç bir yazarın hayata karşı duyduğu erken yorgunluk hissi oldu. Camus daha o yaşta tekrar eden hayat düşüncesinin insan ruhunu nasıl ezdiğini fark etmiş gibi: “yarın her şey değişecek” diye bekleyen insanın bir gün “yarın da böyle olacaktır” gerçeğiyle karşılaşması… İşte tam burada Camus’nün ileride geliştireceği absürd düşüncenin ilk izleri beliriyor sanki. Hayatın değişmeyeceğini fark etmek, zamanın tekdüzeliğini görmek, insanın omzuna ağır bir yük gibi çöker. “Dinlenmez olmak: insan yaşlandı mı korkunç olan budur” cümlesi de bu yüzden çok sarsıcıdır. Burada yaşlılık bedensel değil, ruhsaldır. İnsan artık kendisini avutamaz hale gelir.
Kitabın bana göre en güçlü cümlesi ise: “Bunlara katlanamadığı için öldürür insan kendini ya da, gençse, tümceler kurar.” Bu cümlede Camus yazmayı bir sanat gösterisi gibi değil, hayata dayanma biçimi gibi anlatır. İnsan ya hayatın ağırlığı altında ezilir ya da onu dile