[3.BÖLÜM]
Romana Adını Veren ‘’Yalnızlık’’
Her insan doğduğunda da öldüğünde de TEK’tir. Arada kalan kısımda çevresinden birilerini - iyi ya da kötü - hayatının içine dahil eder (genetik çevre hariç). Böylece ait olma içgüdüsü/refkleksi ile ‘TEKLİK’ halinin getirdiği yalnızlık dürtüsünü törpülediği sanılgısına/yanılgısına kapılır. Özünde insan, kesintisiz bir yalnızlık içinde doğup yine kesintisiz bir yalnızlık içinde yitip giden bir varlıktır.
Sadece fiziksel olarak tek başına olmak anlamına gelmez; bazen kalabalıkların içinde bile insan derin bir yalnızlık hissedebilir. İlişkilerinde ya kendilerini tam ifade edemezler ya da başkalarıyla gerçek bir bağ kuramazlar. Dış çevreden tam bir kopuş, kendi içine ise tam bir bağlanış vardır, özünde sosyal yaradılışlı olan insan türü, büyük kalabalıkların tam da ortasında olmasına rağmen kendi kendisini kendi iç dünyasının içinde tutsak etmiştir. Böyle bir durumda kişi ya kendi isteğiyle ya da mizacı gereği bu noktaya sürüklenmiştir. Bireysel Yalnızlık böyle bir şeydir.
Yalnızlığın farklı farklı türevleri vardır: bağımsız bir beyne sahip insanlar, sosyal olmasına rağmen vasatlık hastalığına tutulmuş kalabalıklara itibar etmeden sessizce kendi içine çekilmeyi tercih eder. Bu tarz insanlar, her biri birbirine benzeyen insanlardan oluşan vasat kalabalıklardan kendini sıyırarak kendi iç dünyasında başarının kaynağına ulaşmanın çabasına girerler. Bu da Tercih Edilmiş/Seçilmiş Yalnızlık’tır. Kalabalıklardan uzak kesintisiz bir yalnızlık içindeyken daha da keskinleşen bir zihne sahip olan ve en sonunda da büyük işler çıkaran dahiler, genellikle seçilmiş yalnızlığın getirdiği türden başarılara sahiptirler. Başaranların yalnızlığı, aslında yalnızlıkla gelen bir başarıdır. O yüzden bilinçli olarak tercih