Son zamanlarda incelediğim türler felsefe grubundan ütopyalar olmaya devam ediyor. Benzerlik, farklılık ve etkileşimlerini görebilmek için peşpeşe okumak faydalı oldu diyebilirim. Bu kez düşüncelerimi paylaşacağım eser ütopyalar arasında başyapıtlardan biri olan Güneş Ülkesi…
İlk olarak More’un Ütopya’sı, Bacon’ın Yeni Atlantis’inden sonra bu kitabın daha yavan, düşünsel anlamda yoz olduğunu belirteyim. Tabii durum her zamanki gibi eser – müessir ilişkisine bağlı ve müessirin (yazarın) yaşadığı dönemin şartları ve kendini ona göre nasıl şekillendirdiği ile alakalı oluyor. Özellikle dogmatik bir dönemden daha rasyonel olduğu iddia edilen yenilenme dönemine geçişte yaşanılan sancılı sürecin etkisi de eserdeki bazı eksik veya abartı diyebileceğim fikirler de önemli bir yer ediniyor. Hiçbir düşüncenin keskin bir şekilde tersine dönemeyeceğinin farkındalığı ile eseri okumakta ve incelemekteyim. Yapacağım değerlendirmeler de bu minvalde, olabildiğince objektif tavırla ilerler umarım…
Öncelikle eser hikayeci bir tavırdan ziyade öğretici metin üslubuyla yazılmış. Bununla birlikte tiyatral bir yanı da bulunmakta. Sanki bir Platon eseri okurmuş havası vermekte. Hatta neredeyse bir tragedya girişimi diyebiliriz.
Tüm hikaye Ospitalario ve Cenovalı Kaptan arasındaki diyalogdan ibaret ve bu diyalog da soru ve cevaplar üzerinden güneş ülkesi hakkında bilgiler veriliyor. Güneş ülkesini ziyaret eden kaptan öğrendiği tüm bilgileri bizlere aktarıyor. Ülkenin yönetim şekli, yöneticileri, halkın yaşam tarzı, cinsiyetlere göre işler ayrışmalar, ahlaki yapı, hak ve sorumluluklar, geçim kaynakları ile ilgili oldukça detaylı bilgiler olduğunu söyleyebilirim.
Yönetim konusunda ülke bir baş rahip tarafından yönetilmekte. Ona metafizik de diyorlar. (Bu konudaki medeniyet hususunu sizlerin