Yeni Atlantis katıldığım felsefe derslerinde ütopya niteliğinde tavsiye edilen kitaplardan biriydi. Ütopyalara her zaman meraklıyımdır zaten. Hayaller aracılığıyla gerçek dünyanın vahşiliğini, ahlaksızlığını, hırçınlığını, kalabalıklar arasındaki yalnızlığı unutmak için bir kaçış yoludur ütopyalar. Tabii okur arada gerçekten böyle bir dünyanın var olabileceği imkanını da sorgular.
Yeni Atlantis diğer ütopyalardan farklı duruyor. Her insan karakteri nasıl farklıysa elimdeki eserin de kendine has bir karakteri var. Onu zahir eden yazarın kişiliğini, yaşadığı dönemin özelliklerini kalbimize iliştiriveriyor. Öncelikle bu nadide eserin ismi ile başlayalım. Kitabın yazıldığı dönem Amerika’nın keşfinin yeni filizlendiği dönemlere tekabül ediyor. Kitapta bu ülkeye özel bir yer veren yazar çok eski zamanlarda ülkenin adının Büyük Atlantis olduğunu belirtiyor. Bilinmeyen bir yerin keşfi olan Amerika (büyük Atlantis) ile daha önce hiç keşfedilmemiş ve tüm özellikleriyle muhteşem bir cazibesi olan Yeni Atlantis adını verdiği ada ülkesi ile bir analoji yapmakta, benzerlik kurmakta olduğunu görüyorum. Fakat yeni Atlantis diğerine nazaran yenilikler, güzellikler ve özgün nitelikler taşımaktadır. Yazarın o dönemde gözlemlediği her türlü eksiklik ve yanlışlığı bir başkaldırı olarak yarattığı bu kadim topraklar hem insanıyla hem doğasıyla hayranlık uyandırıyor. Yalnız söylediğim gibi yazarın ruhu, fikirleri, duyguları esere ilmek ilmek işlenmiş vaziyette olduğundan onun hayatında büyük önemi olan Hristiyanlık dini bu ülkenin yegane değeri oluyor. Yazarımız bunun üzerine mitler, efsaneler anlatmaktan ve din adamlarını bu toprakların yetkin kimseleri haline getirmekten çekinmiyor. Mamafih körelmiş dini duygular topyekün onu sarmıyor; sorgulamak, merak etmek ve özellikle bilimsel
Francis Bacon'un ütopyasını basit ve akıcı bir dille ele aldığı kitabı, yazıldığı tarih göz önünde tutularak okunduğunda, bahsi geçen varsayımlar, icatlar, gelişmeler, ilgi uyandırmakta idi muhakkak..
Ama günümüz bilimi, teknolojisi ışığında bakıldığında, bu ilgi uyandırma durumu biraz şüpheli.
Hikayeye kurgusal açıdan bakıldığında, dualite olmadan, iyinin yanında kötü zıtlığı olmadan, okuyucuda heyecan uyandırma olasılığı düşmekte.
Montaigene’den sonra “Denemeler” adı altında okuduğum ikinci kitabın sahibi Francis Bacon’du.
Kitabı bitirdikten sonra , bu adamın bir kitabını daha okumak lazım demiştim.
87 sayfalık tamamlanmamış bu eser ,açıkçası beklediğim gibi çıkmadı , bence Thomas Moore’un Utopia’sının farklı bir versiyonu.
Ancak bu defa bir yargıç tarafından değil , bilim konusunu kafaya takmış ,hatta gıdaların korunmasında soğutmanın etkisi üzerine deney yaparken zatürre olup ölen bir adamın..
Ve bu harika ülkenin temel felsefesi;
“Ahlaklı olmak için tek çözüm, bilimdir.”
Kitapta hem dini hem de bilim ile ilgili ilginç bilgiler var. (Özellikle kitabın 1600’lı yıllarda yanıldığı düşünülürse daha da şaşırtıcı )
Ancak benim hoşuma giden en güzel bölüm , Tesadüfen karşılaşılan bu mükemmel medeniyetin, insanlık tarihini çok iyi bilmesi ve bize Adem, Hava, İbrahim ve Nuh peygamberler ile bilgiler vermeleri . Bundan da daha ilginci , Atlantis yani Amerika’daki uygarlıkların ( Maya vs.. ) nasıl yok olduğunu anlatması.
Kitap çok kısa o nedenle kolaylıkla okunabiliyor.
Yeni AtlantisFrancis Bacon · Cumhuriyet Yayınları · 19993,401 okunma
Dönemine göre gerçekten ilginç bir kitap, yazarın ileri görüşlülüğüne şaşırdım ancak tüm bunlara rağmen Bacon'ın tutarsızlıkları beni baydı, karakteri ve fikirleri uyuşmuyor ve fikirlerinin kendi içinde de yine spesifik çelişkileri mevcut. Özellikle okunması gereken bir kitap olduğunu düşünmüyorum, en azından bu tarz kitapları edebi zevk için okuyan kişiler için.
Kitap, yeni dünyanın keşfinin etkisi ile yazılmış olup konu da aynı temada devam etmektedir. Baştan sona Hristiyanlık ve Yahudilik övgüleri içermektedir. Hazmı kolay ve kısadır ancak tamamlanamamıştır.
İngiliz düşünür ve bilim insanı Francis Bacon'un günümüzden 400 sene evvel 1620'lerde yazdığı bir kitap olmasına rağmen içerisinde yer alan konular, bilimsel öngörüleri 2024 senesi için bile fazla ileridedir. Bacon, sadece bilimsel konuları değil doğa, ahlak ve toplumsal konuları da ele almıştır. Ne yazık ki kitabı tamamlamaya ömrü yetmemiş eğer ömrü yetseydi bizlere yazabileceği inanılmaz ütopyaları hayal dahi edemiyorum. Bu yüzden kitabın sayfa sayısı azdır bir solukta bitirilebilir. Kitap eksik haliyle bile son derece dikkat çekici bir kitaptır.
Platon (Eflatun)'un Devlet'i
Thomas More'un Utopia'sı
Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya'sı
yazılmış tüm ütopyalar arasında ne kadar ölümsüzse
Francis Bacon'un Yeni Atlantis'i de benim açımdan o kadar ölümsüz bir ütopyadır.
Kitabın konusu kısaca şöyledir:
Denizde geçirdikleri bir felaket sonucu yolunu kaybeden Avrupalı denizciler Bensalem Adasına(Yeni Atlantis) çıkarlar. Ada sakinleri bu yabancıların kendileri için tehlike arz etmediklerine inandıktan sonra adaya ayak basmalarına izin verirler. Ada halkı denizcilere oldukça barışçıl yaklaşır, onların hastalarını tedavi eder ve ihtiyaçlarını karşılarlar. Ada halkından çok etkilenen denizcilere istedikleri kadar adada kalma hakkı verilse de denizciler adada kalma konusunda görüş ayrılığına düşerler. Adada sakinleri arasında dürüstlük, rüşvet almamak, yalan söylememek, tek eşlilik kavramları ön plandadır.
Adada ayrıca Süleyman’ın Evi olarak adlandırılan bilimsel akademi vardır. Akademide daha çok doğaya hakim olmak için doğa, bitkiler
Yeni AtlantisFrancis Bacon · Alfa Yayıncılık · 20183,401 okunma
Bazı kitaplar vardır; o kitapların yazarları, ortaya koydukları metnin önüne geçebilir. Francis Bacon onlardan biridir. İngiltere’de krallık mührüdarıdır; aynı görevi daha önce babası da yapmıştır. Ve Bacon öyle bir zihindir ki, kimileri ona Shakespeare karakterini yarattığını, eserleri onun yazdığını söyler, kimileri bunu kesin biçimde reddeder. Ama benim için asıl ilginç ve önemli olan, bu iddianın ortaya çıkmasını mümkün kılan zihinsel derinliktir. Düşünceleridir.
Şimdi Yeni Atlantis ’e…
Karşımıza, ıssız bir adada yaşayan, gizlilik yasaları olan, yabancılarla ilişki kurmayan; yerleşik dünyadaki her şeyi bilen ama kendileri bilinmez kalan bir ütopya çıkar. Ancak Yeni Atlantis, konusuyla güçlenen bir metin değildir. Arka planıyla, niyetiyle ve okurun zihninde bıraktığı tortuyla güçlenen bir metindir. Çünkü Bacon, modern bilginin kapısını zorlayan bir adamdır.
Çok derine girmeden şunu bilmek yeterlidir: Yeni Atlantis, geçmiş çağlarda var olduğu söylenen ama artık var olmayan bir ülkeye gönderme yapar. Bu ayrıntı bile, kitabın yalnızca bir ada hikâyesi olmadığını, çok daha geniş bir düşünsel arka plan taşıdığını sezdirir.
Kitabı okumaya karar veren ya da üzerine araştırma yapanlar için küçük bir not düşmek istiyorum. Bu tarz metinlerde yayınevi seçimi gerçekten önemlidir. Yeni Atlantis’in birçok yayınevinde baskısı bulunmasına rağmen ben Say Yayınları’nı tercih ettim. Çünkü araştırma, inceleme ve felsefe kitaplarında güvenilir ve nitelikli bir çizgileri olduğunu düşünüyorum.
Bu baskıyı benim için asıl değerli kılan şeylerden biri de Engin Abat’ın kitaba eklediği kapsamlı inceleme. Abat, ütopya kavramını tarihsel bağlamı içinde ele alırken aynı zamanda distopya ile birlikte düşünerek çok yönlü bir çerçeve sunuyor. Bunu yaparken pek çok ütopya metnine ve düşünürüne
Yeni AtlantisFrancis Bacon · Say Yayınları · 20183,401 okunma
Francis Bacon 'nun ütopyası ile karşı karşıyayız.
Kimsenin bilmediği bir ülke ve bu ülkenin her ülkeyi bildiği bir düzen...
Her şeyi gören göz...
Kendi düzenleri için dış dünyaya adamlar gönderip oradaki bilgileri ve yeni icatları ülkelerine haber vermesi gereken ajanlar veya şövalyeler diyelim.
Sömürgecilik...
Her ütopya bir gerçekten yola çıkılarak hayal edilir ve her insan kendi zihninde bir ütopya oluşturup onu yaşar. Kimileri de bunu kağıda döküp insanların okumalarına vesile olur.
Kitabı okurken yazarın 16. yüzyılda Avrupa'da değişen sistemle birlikte gelişmeye başlamasının ayak seslerini duydum. Aynı zamanda Avrupa ülkelerinin sömürgeye ne kadar aç ve istekli olduklarını da hissettim. Yeni ülkeler keşfedip o ülkelerdeki zenginlikleri kendi ülkelerine getirerek sömürdükleri halkları aslında hiç de düşünmediklerini biliyoruz. Ama nedense her Avrupalı gibi yazarımız pozitif bir izlenim veriyor. Ve anlıyoruz ki "kalem kılıçtan keskindir." Kılıcın giremediği topraklara kalemle girmesini bilenler her daim başarılı olmuşlardır.
Ayrıca bolca Hristiyanlık dininin övülmesiyle de karşı karşıyayız.
Kitabı okumanızı tavsiye ederim.
Keyifli okumalar dilerim.
Yeni AtlantisFrancis Bacon · Kapra Yayıncılık · 20213,401 okunma
KİTAP HAKKINDA
Yeni Atlantis, İngiliz filozof ve devlet adamı Francis Bacon’ın kitabı. 1626 yılında yayımlanmıştır.
Yazar kitabını tamamlayamadan öldüğü için kitap yarım bir şekilde basılmıştır.
KISACA KONU
Kitap, bir grup denizcinin keşif için okyanusa açılmasıyla başlıyor. Sonra fırtınaya yakalanıp rotalarından sapıyorlar ve tam açlıktan ölmek üzereyken bir adaya denk geliyorlar. Bu ada ütopik bir yönetime sahip ve denizcileri de şaşırtıyor. Kitabın kalan bölümünde ada hakkında bilgiler veriliyor.
KİTAP YORUMUM
Kitabı Thomas More’un Ütopya’sı ile kıyaslayabilirim. Ütopya çok daha akıcı ve keyifli bir kitaptı. Yeni Atlantis’de heyecanlı ve sürükleyici başladı ama devamı gelmedi. Kitabın başı hariç kalan bölümleri okurken sıkıldığımı belirtmek isterim. Kitabı okumayı düşünenler bunu göz önünde bulundursunlar.
Yeni AtlantisFrancis Bacon
Yeni Atlantis, bilimi ahlak ve inançla uyum içinde, seçkinlerin elinde tutulan bir kurtarıcı güç olarak sunan tamamlanmamış bir ütopya taslağıdır; birey değil kurumlar konuşur, bilgi kutsallaştırılır ama halka açılmaz. Bu iyimser tablo, Cesur Yeni Dünya’ya kıyıdan köşeden bakıldığında daha da problemli görünür: Huxley’de bilim dinin yerini almış, acı ve inanç sistem dışına itilmiş, mutluluk bile yönetilen bir araç haline gelmiştir. Biri bilimi inançla ehlileştirerek düzen kurar, diğeri inancı silerek itaat üretir; iki metin de farklı uçlardan aynı soruyu bırakır: Bilim insanı özgürleştirir mi, yoksa sessizce yönetir mi?
22 Ocak 1561'de doğan Francis Bacon, Kraliçe 1. Elizabeth'in adalet bakanı Nicholas Bacon'ın oğludur. Her ne kadar Francis Bacon'ın ünü babasınınkini gölgede bıraksa da, babası, Nicholas Bacon da sıradan birisi olmaktan çok öte, döneminin ünlü isimlerindendi. Francis Bacon, oniki yaşında girdiği Trinity College, Cambridge'de skolastik felsefeyle tanıştı ve skolastik felsefeye karşıt görüşlerinin tohumları burada atıldı. 1576'da Hukuk okumaya başladıktan sonra, Fransa'daki İngiliz elçisinin yanında çalışması için bir teklif aldı. Teklifi kabul ederek, öğrenimine ara verdi ve Fransa'ya gitti. Bacon'ın felsefeye olan aşkının iyice filizlenmeye başladığı bu yıllarda, ansızın, 1579'da babasının vefat haberini aldı. Cepleri boş bir şekilde İngiltere'ye döndüğünde yapabileceği tek şey hukuk öğrenimine devam etmek oldu. Öğrenimini tamamladıktan sonra avukatlık yapmaya başladı. Çocukluğundan beri alıştığı lüks yaşama özlem çekiyordu, bu yüzden avukatlık yaparken bir taraftan da siyasi bir kariyer için çalıştı. Nitekim 1584'te Parlamento'ya seçildi.
Essex kontuyla yakın bir arkadaşlığı vardı. Fakat arkadaşlıkları, Essex kontunun Kraliçe 1. Elizabeth'i devirmek üzere kurduğu planlar nedeniyle bozuldu. Kraliçeye olan bağlılığının büyük olduğunu belirten Bacon, uzun süre arkadaşını fikirlerinden döndürmeye çalıştı. Kraliçeye yapılan başarısız bir suikast girişiminden sonra Essex kontu tutuklandı. Bacon'ın da çabalarıyla salıverilen kont, daha sonra Kraliçeyi devirmek için yeni bir girişimde bulundu. Bu sefer tutuklandığında, suçlu bulundu ve idam edildi. Bu sırada Bacon'ın yıldızı parlamaktaydı, her ne kadar Essex kontuyla olan bu ilişkileri sonucu onu hayatı boyu tehdit edecek düşmanlar edinmiş olsa da Kraliçeye olan bağlılığı hiç kuşkusuz ona kariyer açısından büyük fırsatlar vermişti.
1603'de Kraliçenin veliahtı olarak James I tahta geçince hızlı bir şekilde önemli mevkilere geldi. Önce "Sir" unvanı aldı, sonra 1606'da başsavcı, 1618'de ise İngiltere başyargıcı oldu. Kariyerinin zirvesindeyken, çöküşü kapıyı çaldı. 1621'de rüşvet suçuyla tutuklanıp yargılandı. Suçlu bulundu ve hapis cezasına çarptırıldı. Hapishanede fazla kalmadı ve salıverildi, fakat ne Parlementoda ne de herhangi bir politik konumda bulunması bundan sonra imkânsızdı. Siyasetten kopan Bacon hayatının geri kalan yıllarını felsefi düşüncelerine adadı. 1626'da zatürree olduğu varsayılan bir hastalık yüzünden vefat etti.