Fenomen ise algılanan , görülen bir olay ya da bir hadisenin bizde bıraktığı etkileriyle birlikte yaşanan bütündür . Sadece gözle görülenin ötesinde , algıların da çokça devreye girdiği bir varoluştur . Akıl , bilgi ve mantığın ötesinde , duyular , sezgiler ve algıların da devreye girerek nezdimizde yarattığı etkinin tamamıdır . Fenomen terimini ilk kullanan Alman filozof Kant olmuşsa da felsefi kavramını daha derinlemesine inceleyen Husserl’dir .
Nitekim benim iddiama göre , bir eserin sanat değeri taşıyıp taşımadığı da onunla irtibata geçen kimseye karşılaşma yaşatma potansiyeline bağlı ve bu potansiyelle doğru orantılı .
Artık hiçbir davete katılmayan Proust , romanı için hasta yatağından kalkar ve kat kat sarındıktan sonra herkesin şaşkın bakışları arasında Sagan dükünün monoklünü nasıl taktığını görmeye gider . Başka bir gece , “ Paris’in ünlü kokotlarından birine gidip yirmi yıl kadar önce bir gün Boulogne Ormanı’nda giydiği şapkanın hâlâ durup durmadığını sorar ; Odette’i betimlemek için bu şapkayı gereksindiğini söyler .” Proust’un bedeni eridikçe romanı daha hızlı , daha canlı biçimde serpilip gelişmektedir . Proust’un en hasta yılları aynı zamanda en verimli yıllarıdır .
Edebiyatçılar da dili olması gerektiğinden daha farklı kullanabilir , mesela noktalama işaretlerine dair kurallara sanatları ile açıkladıkları bir nedenle uymayabilir , kabul edilmiş kullanımları değiştirebilir , yeni kelimeler üretebilirler . Attilâ İlhan “ ben tuzparça yerdeyim “ şiirinde “ tuzparça “ yerine Türkçede zaten var olan bir sözcük kullansaydı anlamı bu kadar güçlü duymaz , hatta ne demek istediğini de bu kadar iyi anlamazdık .
Bilimsel eserler düşünceleri ifade ederler ; öykü ve romanlar ise ifade etmez , dil üzerinden yeni bir gerçek yaratırlar. Her dil ayrı bir gerçekliktir . Konuştuğumuz dil değiştiği anda gerçekliğimiz de değişir . Gerçeklik ile ilişkimiz ilk olarak dile yansımakta , dili belirlemekte , aynı şekilde dil de gerçeklik ile ilişkimizi belirlemektedir . Şizofrenide , yani kişinin gerçekle ilişkisi koptuğunda dilde keskin yarılmaların meydana gelmesi bundandır.