Altın çadırındaki tahtına kurulmuş Bozkırlar Fatihi o kudretli Han'ın karşısında, ayakta dimdik, başını gururla kaldırarak duruyordu. Sert bakışlı ,yanık tenliydi. Sakalı da gösterişli, saygı uyandıran bir adamdı. Yanındaki Uygur dilmaç aracılığıyla Büyük Han'a şöyle dedi:
- Ey Büyük Han, ben buraya, Gök-Tengri'nin iradesiyle, sana Yukarıdan özel bir işaret, bir belirti gösterileceğini bildirmek için geldim. Nasıl bir belirti ve sen bunu nerden biliyorsun? dedi Han asık suratla ve öfkeli bir sesle.
- Nasıl bildiğimi açıklayamam, ama nasıl bir işaret, nasıl bir lütuf olduğunu söyleyebilirim: Başının üzerinde bir bulut bulunacak ve nereye gidersen seni izleyecek, hep tepende duracak.
- Bir bulut ha? diye bağırdı Cengiz Han. Şaşırmış, kaşlarını çatmıştı. Orada bulunanlar Han'ın hiddete kapılarak kükreyeceğini, gürleyeceğini beklediler. Dilmacin dudakları da korkudan bembeyaz oldu. Çünkü o da cezasız kalmazdı. Kâhin cevap verdi:
- Evet, Gök-Tengri'nin parmağı gibi üzerinde bir bulut dolaşacak, senin yeryüzündeki yüce görevini kutsayacak. Ama bu bulutun ortadan kaybolmaması için dikkat edecek, özen göstereceksin. Çünkü bu bulutu yitirirsen bütün kudretini de yitireceksin.
Gece serindi. Deli Kurt'la Balaban, çobanların verdiği kepenekleri de giymişlerdi. Kara Çoban, yamaklarından birine buyruk verdi: "Göcenoğlu! Kopuz çal da dinleyelim!"
Genç bir çoban, kopuzunu dizine koyarak hafif hạfif çalmaya başladı. Gecenin sessizliğinde kopuzun her nağmesi kayadan kayaya vurarak perde perde uzuyordu. Göcenoğlu yavaş yavaş coştu. Söylemeğe başladı:
Hey bre hey Şeytan Dağı!
Kayaların ses mi verir?
Bir kez konsa beğ otağı
Dert mi olur, süs mü verir?
Yürekleri yandırana
Altın kopuz indirene,
Altı kızı kandırana
Yedinci kız yas mi verir?
Dağlar sıra sıra olsa,
Doruğunda bora olsa,
Seven gönül çıra olsa
Yalazından is mi verir?
Göcenoğlu! Bu ne yara?
Güneş doğmuş sanki kara.
Buncalayın dertli ere
Ulu Tanrı us mu verir?
Deli Kurt, Balaban'ın anlatmış olduğu Şeytan ve Yedi Kız masalını, kopuzun tellerinde yeniden dinlemişti. Kara Çoban'ın: "Nasıl buldun ağa?" sorusuna:
- "Güzel!" diye cevap verdikten sonra sanki kendisini Şeytan dürtmüş gibi bir soru da o sordu:
- "Masaldaki Şeytanı alt eden yedinci kızın, hani şu kalbi olmayan kızın adı yok mu?"
Kara Çoban, yüzünü göğe çevirerek bir şey arıyormuş gibi bakarken
- "Olmaz olur mu? Masalda da, gerçekte de kalbi olmayan bütün kızların adı Gökçen'dir!..."
Amcası Tımarlı Sipahi iken Çakır'a Türk usulü silme tokat atmasını öğretmişti. Hasmının yüzüne şiddetle indikten sonra onu silerek ayrılan bu tokat yaman şeydi. Ağaç gövdelerine tokat atarak idman yaparken onun yamanlığını pek anlamamış, fakat bir gün, yakınındaki Rum köyünden üç çocukla kavga ederken nasıl nesne nu görmüştü. Öyle ki, içlerinden biri ve en irisi tokatı yiyip devrilince öteki ikisi tabana kuvvet kaçmış, yaşıtları arasında en hızlı çocuk olan Çakır onlara yetişememişti. Doğrusu, kaçan Rum'a yetişmeye imkân yoktu. Bu onlara Tanrı vergisiydi.