Galiba zamanın göreceliliği en çok da aşkta, bir de hastalıkta ortaya çıkıyor. Sevdiğini söylemeye, sevildiğini işitmeye bile lüzum duymadan, beklemeden, ummadan, borçlanmadan, alacak defterine yazmadan, hesap kitap yapmadan, sırf içinden öylesi geldiği ve elinden başka türlü gelmediği için, sevmek birini.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hayatta her şeyin öyle çok sebebi oluyor ki, didik didik edip anlamaya çalışırken insan aklını kaçırabilir. Bir de tabii yersiz manalar yükleyebilir olmadık şeylere. Önemli değil, bu da inanma pratiğinin bir parçası. İnananlar; öğrendiklerinden hayır göremeyip bilmekten vazgeçenlerin sığınağı.
Geceyi severim. Sessizlik içinde konuşan, taşların, rüzgarın ve boş sokakların anlattıklarını dinlerim. Kendi iç sesimle buluşurum ancak o zaman gerçek anlamda kendimi hissederim.
Çağırmak ille de gel demek değil ya. Sen üzgün göründüğünde ben zaten kendimi çağırılmış sayıyorum. Arkadaşlık bu değil mi? Beni sen çağırdın. Çünkü üzgün görünüyordun. O zaman benim yanım senin yanın.
Bütün vedalar zordur. Bütün kopuşlar öyle. Bazen olmayacak şeylere alışırız. Tutunmaya çalışırız. Sonra bir yerde omuzlarımız düşer, beceremeyeceğimizi anlarız. O vakit kesip atmak gerekir. Ya onlar gider ya biz bırakırız. Esasında ikisi de aynı şeydir. Koparsın ve canın yanar, böyledir.