Ahmed Arif’in Hasretinden Prangalar Eskittim kitabını eline alınca sanki bir şiir değil, koca bir hayat açılıyor önüne. Öyle kuru kuruya yazılmış dizeler değil bunlar; içinde özlem var, hasret var, memleket var, aşk var, isyan var… Yani bir insanın yüreğinde hangi duygu sığmazsa, Ahmed Arif o duyguları almış ve şiire dökmüş. Belki de bu yüzden onun tek şiir kitabı olmasına rağmen yıllardır elden ele dolaşıyor, herkesin dilinde, hatta türkülere karışmış dizelerinde yaşıyor. Kitabı okurken bir an sevgiliye duyulan özlemi hissediyorsun, başka bir şiirinde halkı için direnen bir yüreğin ateşini. Hem bireysel hem toplumsal bir duygu seli var burada, ayrım yapamıyorsun. “Hasret” dediği sadece bir kadına değil, bazen özgürlüğe, bazen toprağa, bazen de çocukluğuna. Ahmed Arif’in dili o kadar samimi ki, okurken sanki karşında oturmuş, sana hikâyesini anlatıyor gibi. Anadolu’nun kokusu, türkülerinin ezgisi, dağların rüzgârı hep satırların içinde. Hüzün de var ama garip bir şekilde umut da var; sanki ne kadar karanlık olsa da sabaha inancı hiç kaybetmiyor. İşte bu yüzden onun dizeleri hâlâ günümüzde gençlerin dilinde, şarkılarda, sosyal medyada dolaşıyor. Çünkü Ahmed Arif modası geçmeyen bir sese sahip; hem aşık hem isyankâr, hem hüzünlü hem umutlu. Ben bu kitabı okurken hissettiğim şey şu oldu: gerçek şiir, insanın kalbine dokunuyorsa şiirdir. Ve Ahmed Arif bunu fazlasıyla yapıyor.