Ben kitabı başından sonuna zevkle okudum. Başta kitabın ismi merakımı cezbetmişti, sonra kapağı. Sıradışı bir yolculuktu, beklediğimden daha fazla yerinde hayret ettim, kendi düşüncelerimi sorgulamaya başladığımı farkedince de Octavia Butler'ın ne kadar mühim bir yazar olduğunu anladım. Öncelikle kendisinin hiç de iyimser olmadığını hatta insan türüne karşı oldukça tavırlı olduğunu söylemeliyim. Haksız da değil. Ne de olsa soğuk savaşta Amerika'da yaşamış siyahi bir kadın. Üzücü ki onun kitapta ele aldığı meseleler günümüzde bile problem olmaya devam ediyorlar bu açıdan kendisinin öngörülü olduğunu ve kendi gününün şartlarını çok iyi okuduğunu söylemek gerek. Amerikalılar ve Ruslar halen savaşıyor. Henüz kendimizi yok etmeyi başaramadık ve belki de Oankaliler bunun olmasını bekliyor, kim bilir. =P
Karakterlerin evriminden çok hoşlandım, özellikle yazarın yazım dilinin Şafak, Erginlenme Ritüelleri ve Imago bölümlerinde tanrısal dış sesten samimileşerek 'ben' diline dönmesini çok başarılı bir yöntem buldum. Kitap bittiğinde önce Lilith'mişim ama bir yandan eğitim odasındaki diğer tüm insanların deneyimlerini de yaşamışım, sonra sanki Akin'i ben doğurmuşum da en sonunda Jodahs olup ooloi olmuşum gibi hissettim. Yani kitapla beraber evrildim diyebilirim. Herkese tavsiye ederim.
Üstüne düşünülmesi, konuşulması gereken bir kitap olduğuna eminim. Üçlemenin Türkçe'ye kazandırıldığına çok sevindim. Keşke daha önce çevrilseymiş ama belki de Octavia Butler’ın söyleyeceklerini anlayacak olgunluğa dünya olarak ancak erdik. Yazarın erken ölümünü öğrendiğimde de içim burkuldu açıkcası. Keşke daha fazla eser bıraksaymış. Kitabın kalınlığına bakmayın hızlı okunuyor. Dil ve çeviri çok akıcı ve maceralar sürükleyiciydi… =))