Hayatta hissettiklerimizi, düşünceler biçiminde hissetmediğimiz için, hislerin edebî, yani zihinsel çevirisi, bu hisleri anlatır, açıklar, çözümler, ama müzik gibi yeniden oluşturmaz; oysa müzikte sesler, sanki benliğimizin yönlenişlerini aynen yansıtır, duyuların o içsel uç noktasını yeniden üretir; bu nokta, ara sıra yaşadığımız özel bir sarhoşluğun kaynağıdır ve "Ne güzel bir hava! Ne güzel bir güneş!" dediğimizde, aynı güneş ve aynı havadan bambaşka titreşimler alan yanımızdaki kişiye bu sarhoşluğu katiyen aktarmış olmayız.
Birbirimize sunduğumuz görüntüler, gerçeğin kendisinden oldukça farklıydı. İki kişinin karşı karşıya geldiği her durumda aynı şey geçerlidir şüphesiz; çünkü her biri, karşısındakinin içinden geçenlerin bir kısmından habersizdir ve bildiklerini de kısmen anlayabilir ancak; ayrıca, her ikisi de, kişisel olmayan yanlarını açığa çıkarırlar; bazen daha kişisel yönlerini kendileri de çözmediklerinden önemsemezler, bazen de kendilerine bağlı olmayan, anlamsız bazı üstünlükler onlara daha önemli görünür, gururlarını okşar; öte yandan, küçümsenmemek için gerekli gördükleri bazı şeylere sahip olmadıklarından, sanki bunları önemsemiyormuş gibi yaparlar, hem de görünürde en çok aşağıladıkları, hattâ tiksindikleri şeylerdir bunlar.