Bu, insanın kendi yaptığı müziğe benziyor. Tabii kendi yaptığım müzikten daha iyisini satın alabilirim; ama bir müzik aletinin başına oturup, müziği kendisinin, kendi parmaklarıyla ve beyniyle canlandırması bambaşka ve çok daha güzel bir duygu. İnsan ister başkasının performansını taklit etmeye çalışsın, ister o performansı kendi kişiliği ve yorumuyla birleştirsin, aynı şey. İsanın ruhu eğleniyor ve tatmin oluyor.
İnsan yalnızca tek bir kelime duyuyor: çalışma. Bu düşünce, her birinin kendi seksen dönümünde sabahtan akşama kadar çalışma, uğraşıp didinmesi düşüncesi çok itici; hem de ne için? Birazcık et, birazcık ekmek ve ekmeğin üstünde birazcık reçel için. Peki, ne uğruna? Et, ekmek ve reçel her şeyin sonu mu, hayatın anlamı ve varlık amacı mı? Bu kadar didinmeden sonra muhtemelen adam, koşum atları gibi ölecek. O zaman hangi amaca ulaşılmış olacak? Ekmek, et ve reçel mi? Bu kadar mı? İnsanın bedeni mezarın karanlık küfünde paramparça oluncaya dek karnının doyması ve soğuktan korunması için bir barınak mı
Orada genç Dick başka şeyler de öğrendi: Hayat ve kaderin şanssızlığını; insana kötü davranan evreni; algılamanın ve ona göre davranmanın, görüp anlamanın, emin ve hızlı olmanın, yaşama etki eden kuvvet dengelerindeki ani değişikliklere hemen uyum sağlamanın gerekliliğini öğrendi. Ve orada, bir an önce tuhaf bir şekilde parçalanmış ve büzüşmüş yoldaşından kalan kalıntının yanında Dick hayalin önemsenmemesi gerektiğini, gerçeğin hiçbir zaman yalan söylemediğini öğrendi.