Mikorizal ilişkiler, karasal yaşamın
ilk zamanlarında ıssız ve kargaşa içindeki dünyanın güçlükleriyle başa çıkabilmek için evrildi. Bitkilerin mi mantarları yoksa mantarların mı bitkileri yetiştirmeyi öğrendiğini söylemek
mümkün olmasa da ikisi birlikte bir tarım biçimi geliştirdi. Öyle ya
da böyle, bitkilerle mantarların birbirini daha iyi yetiştirmesine imkân
vermek için tutumumuzu değiştirmek zorundayız."
Kategorilerimizin bazılarını sorgulamadan daha ileriye gitmemiz
olası gözükmüyor. Bitkileri kesin sınırları olan özerk bireyler şeklinde
gören bakış açısı tahribata sebep oluyor. “Elinde değneğiyle kör bir
adam düşünün,” diye yazar kuramcı Gregory Bateson. "Kör adamın
kendisi nerede başlar? Değneğin ucunda mı? Yoksa sapında mı? Ya
da ortasında bir yerde mi?" Filozof Maurice Merleau-Ponty yaklaşık
otuz yıl önce benzer bir düşünce deneyi yapmış, değneğin artık bir
nesne olmaktan çıktığı sonucuna varmıştı. Değnek kişinin duyularının bir uzantısı, duyu aygıtının bir parçası, vücudun protez organi
haline gelir. Kişinin kendisinin nerede başlayıp nerede bittiği ilk bakışta göründüğü kadar basit bir soru değildir. Mikorizal ilişkiler de bize benzer bir soruyla meydan okur. Bir bitkiyi, köklerinden toprağa
doğru-salkım saçak- uzanan mikorizal ağlarından bağımsız düşünebilir miyiz? Bitkinin köklerinden başlayıp karmakarışık yayılan miselyumu takip edersek nerede durmamız icap eder? Kökleri ve mantar
hiflerini kaplayan kaygan film tabakası boyunca gezinen bakterileri
hesaba katmalı mıyız? Peki ya bu bitkinin `mantar ağlarıyla birleşen
komşu mantar ağlarını? Ve belki de en kafa karıştırıcı olan soruya gelirsek: Aynı mantar ağını paylaşan diğer bitkileri de hesaba katmalı mıyız?