Zülfü Livaneli; hepimizin yakından ya da uzaktan hayatına dokunmuş bir isim. Kitap ise her yaştan okuyucuda farklı izlenim bırakacak bir kitap. 30 yaş altının siyasi kısmı okumakta zorlanacağı kesin, tıpkı ben gibi. Çünkü hiç yaşamadığımız anlayamadığımız dönemler. Bunun tam tersi olarak 45 yaş ve üstü bu kitapta kendi hayatını bulacaktır çoğunlukla. Ancak bu kitap benim gözümdeki Zülfü Livaneli imajını sarstı, ben kendisinin beğenilme takdir edilme duygusunu çoktan aştığını sanırdım. Kitap içinde ,çoğunlukla anıları okurken, toplum içerisinde bir üstünlük sezdim ve sürekli benim kıymetim bilinmedi alt metni olduğunu gördüm. Oysaki kendisi benim gözümde kıymeti sadece aynı işleri başarabilecekler tarafından algılanabilecek işler yapmış birisiydi. Kendini böyle bir ispat çabasına girmesini anlamsız buldum. Demek ki insanoğlu ,Zülfü Livaneli’ler bile, bazen yaşadıklarını daha çok anlatmak, övünmek istermiş. Anılar güzel miydi evet! Ama ben harika işler yaptım kısmını bir türlü sevemedim, bir daha Zülfü okumama kararı aldım. Hem de Hayranı olmama rağmen. Olumsuz bir diğer eleştirim de dünyada birçok kitap satmış bir yazarın; kendi kitabında bir başka kitabının reklamını yapmasıydı. “Gorbaçow’la ilgili anılarımı burada daha fazla anlatmayacağım, diğer kitabımda zaten anlattım” bu cümle çok egoist; okuyucuya hala okumadın mı? Okumalıydın izlenimi veren bir cümleydi. Kendisi de itiraf etsin biraz da o kitabımı okuyun cümlesiydi, daha çok reklamdı.Ben eminim ki bu kitabın yurtdışı versiyonlarına bu cümleyi koymamıştır. Bu cümlenin Avrupa’da tepkiyle karşılanacağını en iyi kendisi bilir çünkü. Bu cümle, yaptığı işleri , edebiyatını hafifleştiren bir hamle olmuş. Bir konudan bahsetmek istiyorsan yazarsın ya da hiç bahsetmezsin, diğer kitabımda anlatmıştım burda anlatmayacağım