O hâlde yansıtılan duygular söz konusu olduğunda, ilk önce çevrenin bize yaptığını sandığımız şeyin aslında bizim kendimize yaptığımız bir şey olduğunu, kelimenin tam anlamıyla kendimizi çimdiklediğimizi, sonra da bunun aslında gizli olan kendi başkalarını çimdikleme arzumuz olduğunu görmemiz gerekir!
“Başkalarını çimdikleme arzusu” yerine kendi yansıtmanıza göre şu ifadeleri koyabilirsiniz:
Başkalarını sevme,
Başkalarından nefret etme,
Başkalarına hitap etme,
Başkalarını germe,
Başkalarına sahip olma,
Başkalarına bakma,
Başkalarını öldürme,
Başkalarıyla temas kurma,
Başkalarını sıkıştırma,
Başkalarını ele geçirme,
Başkalarını reddetme,
Başkalarına verme,
Başkalarından alma,
Başkalarıyla oynama,
Başkalarına hükmetme,
Başkalarını aldatma,
Başkalarını yüceltme arzusu…
Boşluğu siz doldurun; daha doğrusu, bırakın Gölgeniz doldursun.
Bu ikinci —tersinden bakma— adımı atmak kesinlikle gereklidir. Duygu doğru yönde tam olarak boşalmazsa, çok hızlı bir şekilde o duyguyu kendinize yöneltme alışkanlığına geri dönersiniz. Yani bir duyguyla, diyelim ki nefretle temas kurduğunuzda, nefreti kendinize yöneltmeye her başladığınızda onu tam tersi istikamete çevirin! Geri çevirin!
Çimdiklemek ya da çimdiklenmek, bakmak ya da bakılmak, reddetmek ya da reddedilmek… Artık sizin seçiminizdir.