Eoe

Eoe
@Erdiklierdo
İçimizdeki aslan kükremek istiyor da onun yerine bir keçi meliyorsa, bu yer değiştirmenin bedelini öyle ya da böyle ödememiz gerekir. Bu ödeme kişiden kişiye değişecektir: Bazıları bunu depresyon, enerji ve coşku kaybı ya da artan bir bilinçdışılık olarak deneyimler. Diğerleri için yaşam, servet, meslek ya da evliliği riske atabilecek, kontrol edilemez ve görünüş itibariyle mantıksız bir davranış biçiminde ortaya çıkar. En uç noktadaki ifadesinde ise hastalığa, hatta ölüme yol açabilecek fiziksel bir çöküntü yaşanabilir. Daha geniş ve gezegensel bir yerden bakacak olursak, demonik enerjilerin reddinin dünyadaki acı ve karanlığa katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz. Dünyamızdaki karanlık, aşkla —bu aşk, demonik enerjileri de kapsayabilen bilinçli bir egonun ifadesi olmadığı müddetçe— aydınlatılamaz. Bir hayvan yıllarca kafeste kilitli tutulursa, vahşileşir. Kapı yanlışlıkla açıverirse, o hayvan öfke içinde dışarı fırlar. Bundan yola çıkarak bakıcısı, hayvanın doğası gereği tehlikeli olduğu sonucuna varır. Ancak bu mutlaka böyle değildir. Tehlike, en azından kısmen, uzun süre hapsedilmiş olmaktan kaynaklanır. İçgüdüsel hayatımızda da böyledir. İçgüdüden korkan benliğin kafese kapattığı içgüdüsel enerjiler demonikleşir. Bu enerjiler, periyodik olarak şiddetli ve zararlı bir şekilde patlar. “İçgüdü Bekçisi”, bu vahşetin, içimizdeki hayvanların körlüğünü kanıtladığını söyler. Bekçiyi dinlersek, hayvansal / içgüdüsel doğamızı tekrar kafese girmeye zorlarız. Demonik sesin konuşmasına izin vermek büyük cesaret gerektirir çünkü onun söylediği şeylerin çoğu, geleneksel değerlerimiz açısından kabul edilemezdir. Korkan tarafımızı onurlandırmak ama bu güçlü enerjinin konuşmasına da izin vermek gerekir. Koruyucunun / Denetleyici’nin demonik olandan korkması meşrudur çünkü o,
Sayfa 454
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ortalama bir insanın —sadece güncel sorunlardan değil, yaşamının ilk yıllarından da kaynaklanan— kabul edilmemiş, boşaltılmamış muazzam bir acının yükünü taşıdığını tespit etmek zor değildir.
Sayfa 448
Her zaman olduğu gibi, yansıtılan özellikler —tıpkı yansıtılan duygular gibi— başkalarında “gördüğümüz” ve yalnızca bizi bilgilendirmekle kalmayıp güçlü bir şekilde etkileyen tüm unsurlardır. Bunlar genellikle bir başkasında olduğunu sandığımız ve tamamen nefret ettiğimiz, her zaman işaret etmeye can attığımız ve şiddetle kınadığımız niteliklerdir. Kınamalarımızı kendi kara kalbimize savurduğumuzu ve böylece onlardan kurtulmayı umduğumuzu bir tarafa bırakalım; kimi zaman yansıttığımız nitelikler, kendi erdemlerimizden bazılarıdır. Bu nedenle, olumlu taraflarımızı atfettiğimiz kişilere sıkıca tutunur, sık sık seçtiğimiz kişiyi ateşli bir şekilde korumaya ve tekelleştirmeye çalışırız. Bu ateşli hâl, elbette kendimize ait özelliklere tutunma arzumuzun gücünden kaynaklanır. Son tahlilde, yansıtma çeşit çeşittir. Her hâlükârda, yansıtılan bu nitelikler, tıpkı yansıtılan duygular gibi daima bilinçli olarak sahip olduğumuzu düşündüğümüz niteliklerin tam tersi olur. Ancak duyguların aksine, bu özelliklerin kendilerine has bir yönleri yoktur; bu nedenle de entegrasyonları daha basittir. Zıtlıklarınızı oynatmanın ilk adımında, başkalarında sevdiğiniz veya hor gördüğünüz şeylerin sadece kendi Gölgenizin nitelikleri olduğunu anlarsınız. Bu, sizinle başkaları arasında değil, sizinle sizin aranızdaki bir ilişkidir. Zıtlıklarınızı oynattığınız zaman Gölge’ye dokunursunuz ve kendinizi çimdiklediğinizi anlayarak bunu yapmaktan vazgeçersiniz. Yansıtılan özelliklerin kendilerine has bir istikametleri yoktur; dolayısıyla bunların entegrasyonu, ikinci adım olan tersine çevirmeyi gerekli kılmaz.
Sayfa 443
O hâlde yansıtılan duygular söz konusu olduğunda, ilk önce çevrenin bize yaptığını sandığımız şeyin aslında bizim kendimize yaptığımız bir şey olduğunu, kelimenin tam anlamıyla kendimizi çimdiklediğimizi, sonra da bunun aslında gizli olan kendi başkalarını çimdikleme arzumuz olduğunu görmemiz gerekir! “Başkalarını çimdikleme arzusu” yerine kendi yansıtmanıza göre şu ifadeleri koyabilirsiniz: Başkalarını sevme, Başkalarından nefret etme, Başkalarına hitap etme, Başkalarını germe, Başkalarına sahip olma, Başkalarına bakma, Başkalarını öldürme, Başkalarıyla temas kurma, Başkalarını sıkıştırma, Başkalarını ele geçirme, Başkalarını reddetme, Başkalarına verme, Başkalarından alma, Başkalarıyla oynama, Başkalarına hükmetme, Başkalarını aldatma, Başkalarını yüceltme arzusu… Boşluğu siz doldurun; daha doğrusu, bırakın Gölgeniz doldursun. Bu ikinci —tersinden bakma— adımı atmak kesinlikle gereklidir. Duygu doğru yönde tam olarak boşalmazsa, çok hızlı bir şekilde o duyguyu kendinize yöneltme alışkanlığına geri dönersiniz. Yani bir duyguyla, diyelim ki nefretle temas kurduğunuzda, nefreti kendinize yöneltmeye her başladığınızda onu tam tersi istikamete çevirin! Geri çevirin! Çimdiklemek ya da çimdiklenmek, bakmak ya da bakılmak, reddetmek ya da reddedilmek… Artık sizin seçiminizdir.
Sayfa 442
Bu nedenle “Bu semptomdan nasıl kurtulabilirim?” diye sorduğunuz an gaflete düşersiniz, çünkü bu, o semptomu üretenin siz olmadığını ima eder! “Kendimi çimdiklemekten nasıl vazgeçebilirim?” diye sormakla eşdeğerdir. Kendinizi çimdiklemekten nasıl vazgeçeceğinizi sorduğunuz veya kendinizi çimdiklemekten vazgeçmeye çalıştığınız sürece, çimdikleyenin siz olduğunuzu görmemişsiniz demektir! O zaman ağrı bir yere gitmez, hatta daha da artar. Çünkü kendini çimdiklediğini açıkça gören biri, bunu yapmaktan nasıl vazgeçeceğini sormaz — derhal vazgeçer! Açık söylemek gerekirse, semptomun bir yere gitmemesinin nedeni, sizin onu göndermeye çalışmanızdır. Bu nedenle Perls, bir semptomla savaştığınız sürece onun daha da kötüleşeceğini söyler. Kasti bir şekilde tasarlanan değişiklik asla işe yaramaz, çünkü Gölge’yi dışarıda bırakır. Dolayısıyla yapılması gereken, herhangi bir semptomdan kurtulmak değil; bilerek ve isteyerek o semptomu artırmaya çalışmak, kasti ve bilinçli bir şekilde onu bütünüyle yaşamaktır! Depresyondaysanız, daha fazla depresyona girmeye çalışın. Gerginseniz, kendinizi daha da gerin. Suçlu hissediyorsanız, suçluluk duygunuzu artırın. Bunu mecazi olarak söylemiyorum! Çünkü böyle yapmakla ilk kez Gölgenizi kabul eder, hatta kendinizi onunla hizalar ve bu nedenle şimdiye kadar bilinçdışı olarak yaptığınız şeyi bilinçli olarak yapıyor olursunuz. Kişisel bir deney olarak, her zerrenizle aktif ve kasıtlı olarak mevcut semptomlarınızı bilinçli bir şekilde üretmeye çalıştığınızda yaptığınız şey aslında kişiliğinizi ve Gölge’yi bir araya getirmektir. Böylelikle karşıtlarınızla bilinçli olarak temasa geçmiş, onlarla hizalanmış, kısacası Gölgenizi yeniden keşfetmiş olursunuz. Bu nedenle, mevcut olan herhangi bir semptomu kasten ve bilinçli olarak — bunu sizin yaptığınızı ve
Sayfa 440