Sen, sabanı öküzlerin önüne koyuyorsun!.. diye bağırdı..
Her çeşit dert ve sefalet içinde bocalayan Balkan köylüsü ile hiçbir yerde ve hiçbir durumda sağlam ve sürekli iki devlet teşkilatı kurulamaz. Bağımsız devletlerin kurulması için gerekli olan koşullar, ancak, sömürülen sınıfların, köylü ve işçinin, yani çoğunluğun önceden iktisadi bir özgürlüğe kavuşması ile sağlanabilir. Izlenecek yolun tabiî seyri işte budur. Bunun tersi değil!.. Onun için milli kurtuluş ve birlik ancak sosyal durumu düzeltmek ve kurtarmakla olabilir. Yoksa, köylü, işçi ve küçük burjuvazi, yeni politik kurtuluşa öldürücü, bulaşıcı bir hastalık gibi, fakirlikleriyle esaret duygularını da birlikte getirir. Öte yandan azınlıkta olan sömürücüler ise asalak, gerici görüşle antisosyal hislerini katarlar ki, bununla ne sürekli bir devlet, ne de sağlam bir topluluk kurulabilir.
Insan için ne yaşayabileceği ne de ölebileceği bir çağ gelince yakınma neye yarardı? Evet, ne yaşayabilir ne ölebilir, ancak toprağa çakılan bir direk gibi çürüyebilirdi.
"Yeni yönetim iyi bir sistem kurmuş, Osmanlı yönetiminin insanların cebinden zorla çektiğini, acısızca ve kimseyi sarsmadan çekip alıyordu. O kadar ki, halk ödediği vergilerin farkında bile olmuyordu. Böyle ce Avusturyalılar, belki Osmanlılar zamanından daha fazla para çekiyor, ama daha kolay, daha çabuk ve güvenilir biçimde yapıyorlardı."
İnsanın özgür olup olmadığını bilmek, bir efendisi olup olamayacağının bilinmesini buyurur. Bu sorunun kendine özgü uyumsuzluğu, özgürlük sorununu sorun durumuna getiren kavramın aynı zamanda onun bütün anlamını çekip almasından gelir. Çünkü Tanrı önünde, bir özgürlük sorunundan çok, bir kötülük sorunu vardır. Seçeneği biliyoruz: ya özgür değiliz ve kötülükten her gücü elinde tutan Tanrı sorumludur; ya özgür ve sorumluyuz, ama Tanrı her gücü elinde tutmamaktadır. Tüm bu incelikler bu çelişkinin keskinliğine hiçbir şey eklememiş, bu keskinliği azaltmamıştır.