Ne deniz kenarında, ne ovada, ne dağ başında, ne güneşte, ne havada mesut olmasını bilmeyenler, acaba kışın, şehirde, yağmurda ve çamurda mesut olmağı bilecekler mi? Ne gezer. Ne kış ne yaz bir dakika mesut olmağı bilmeyenler, bir memleketi mesut etmeği nasıl bilsinler? Sırf memleketin saadeti için, şahsen mesut olmanın hünerini öğrenmeğe muhtacız.
İtiraf etmeli ki "gülüş" ruhun asil bir faaliyeti mahsulü değildir. Hiç kimse kendine gülmez; güldüren diğerinin aczi, kusuru ve zühulüdür ve gülen, kendinden fazla memnun olan gururumuzdur
Mevcudatın sükûtuna aldanmamalı! Mustaripler yalnız "Mustaribim!" diye bağırabilenler değildir. Bilinmez niçin, acıyı hayata katan kudret, insandan başka hiçbir mahlûka acının sırrını fâş etmek imkânını vermemiştir. Her mahluk, hayatın kanlı yollarında, boynuna geçirilen ve sesini boğan bir ağır "sükût" zincirini sürükleyip yürüyor.
Ziyada başlayıp ziyada biten, on iki saatlik, kısa, hafif, yaşanması kolay bir günümüz vardı. Müslümanın mesut olduğu günler, işte bu günlerdi; şerefli günlerin vakayiini bu saatlerle ölçtüler.