Mehmet Kaplan'ın önsözüyle açılıyor sayfalar. Kısa bir alıntı: "O, bilgiden ziyade duyguyu rehber edinmişti. Zira bilginin zannolunduğu kadar iyi bir mürşid olduğuna kani değildi. Pek çok şey bilen, fakat hiçbir şey yapmayan nice insanlar vardı. Bazen en geniş bilgi en korkunç ihtiraslara âlet olabilir. Halbuki duygu insanı kalbinden yakalar." (Sayfa 8)
Eskiden "her iki cihan" sözünü daha sık kullanırdık. Beden dünyayı, ruh ise ahireti temsil ediyor. Gurbet hayatı ve ana yurdumuz. O halde soralım: Cildin güzelliği, bedenin sağlığı, ekonominin sağlamlığı derken ruhumuzu ihmal ediyor muyuz? Sanki çoğunlukla bu dünyadaki durumumuzu tahkim edecek bilginin, imkânın, hatta arkadaşlığın peşindeyiz. Bunun 'menfaatimize' olduğunu söyleyemeyiz. Unutmayalım ki, bedenimize iyi gelen birçok şey, ruhumuza zarar verebiliyor.
Saygı, mecburi istikamettir. Takip mesafesini korumaktır. Sadece bizim hayatımız yok. Herkesin bir hayatı var. Tek dertli, sevinçli, bilgili veya istekli biz değiliz. Evet, mesafeyi korumak ve aradaki boşluğu başka bir şeyle doldurmamak. O boşluk öylece kalsın, kalmalıdır.
Bazı insanlar ve kurumlar o kadar kirlidir ki artık kiri göstermez olurlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, yadırganmaz. "Ondan her türlü kötülük beklenir" dediğimiz kimseler vardır ya, öyle.
Bencilliğin de ötesine geçmiş bazı kimseler vardır. Hep haklı,adaima alacaklı. Herkes onlara iyilik yapmak, ilgi göstermek zorundadır. Vazife gibi.
Tek taraflı ilerleyen her şey günün birinde çıkmaza girer.Mutlaka bir yerde tıkanır. Artık akamaz.