Kitabımız modern Japonya'da geçiyor. 50 yıl önce bile teknolojik, hızlı,düzenli, bireyci bir topluma sahip Japonya.İnsanlar yalnızlık çekiyor, bir gruba ait olmak istiyor, özgür olmak istiyor, koşuşturmanın tam ortasında kalmış ve yaşamak için veya bütün bunlara katlanabilmek için sebep bulmaya çalışıyor. Kendi hayatından kaçan binlerce insan olduğu söyleniyor kitapta, şimdiyse binlerce intihar vakası duyuyoruz.
Temel sebebi yalnızlık ve anlamsızlık. Çalışmak ve üretmek çok güzel ama bunlar hayata tutunmak için yeterli değil. Kendi istediği hayatı bulmak için giden bir memur ve onu arayan dedektif. Sonrasında iki karakter tek bir kişi haline geliyor. Dedektif, kayıp şahıs Nemuro'nun tam olarak ne hissettiğini anlıyor. Onun şartlarını öğreniyor, onun zihin yapısını çözüyor. Araştırma sırasında dövülmesinin etkisiyle komaya giriyor. Hafızasını kaybediyor sanki, her şeyi değil ama sadece önemi aslında az olan şeyleri unutuyor. Bir süre kendi kimliğini öğrenmeye çalışıyor ama sonra bundan vazgeçiyor. Unuttuklarından dolayı evini, işini,arkadaşlarını bulmaktansa kendi iradesiyle kendi hayatının öznesi olacağı bir kayboluşa yelken açıyor. En baştan beri aranmakta olan ve sonradan kayıplara karışan iki kişi arasındaki ortak düşünceler bizim de kendikerine hak vermemize sebep oluyor. Kayıp kişiyi bulmak için dönüp dolaşıyoruz yazarla birlikte ama en sonunda dedektif de, yazar da, okuyucu da kayıp kişinin yaptığını yapıyor. Çekip gidesim geldi kendi hayatımdan. Her şeyinr kendim karar verebileceğim bir hayat istedim. Dedektif ile karısının diyalogu da biraz ipucu vermişti. Neyse, velhasıl adamı bulamadık, biz de kaybolduk.