İnanç, hayatı anlamlandıran bir araçtır. Sosyolog Peter Berger'in "homeless mind" (evsiz zihin) adını verdiği bir benzetme var. Ahiret inancı veya metafizik inancı olmayan insanları evsiz insanlara benzetir Berger. Bizler her sabah evimizden çıkıp günlük hayatımızın gereklerini yaparız, akşam olunca da eve döneriz. Gün içindeki tüm yapıp etmelerimiz akşam eve döneceğimiz için anlamlıdır. Oysa evsiz kişinin gün içindeki eylemleri anlamdan yoksundur. Dünya hayatı da böyledir.
Ahirete inananların dünya hayatları tıpkı evi olan insanların gün içindeki hayatları gibi anlamlıdır. İnanmayanların durumu ise evsiz insan gibidir. Yani onların zihinleri, ruhsal yapıları evsiz insanın durumu gibidir ki, bu da insanı psikolojik olarak rahatsız eder. Din histir, duygudur.
Cousteau Furkan suresinin 53. Ayetini inceleyince, “Kuran’ın sıradan bir kitap olmadığını gördüm” demiştir. Onun İslam’ı seçtiğini gösteren başka hiçbir işaret yoktur.
… Peki, öyleyse bir deniz araştırmacısı olan Cousteau’yu Müslüman ila etmemizin ne gibi etkenleri olabilir? Herhalde en büyük etken onun Batılı olmasıdır. Bu da bizde Batılılara karşı var olan bir komplekse işaret eder. Ve bu kompleks, toplumumuzun tüm kesimlerinde mevcuttur.
Kaptan Cousteau bir Fransız değil de bir Somalili olsaydı, onu bu kadar önemser, Müslümanlığıyla bu kadar ilgilenir miydik?
Hıristiyan olan Müslümanlar eskiden de vardı. Ama belki bu kadar değildi veya vardı da bu kadar gündeme gelmiyordu. Osmanlı'nın ihtişamlı devirlerinde gayr-i müslimler İslam’a girmek ve Müslüman olduklarını devlete tescil ettirmek için sıraya girerlermiş. Neden? Çünkü bir ayrıcalık o zaman Osmanlı olmak, Müslüman olmak. Çünkü dünya Osmanlı'nın kontrolünde. 11. yüzyılda Endülüs'ün Kurtuba şehrinde dar bir sokakta bir Hıristiyan'la bir Müslüman karşılaşsa, Hıristiyan kenara çekilir, Müslüman geçerdi. Çünkü o tarihlerde Müslüman olmak toplumsal anlamda artı bir değerdi. Müslümanlar lehine sosyal ve siyasal bir üstünlük söz konusuydu. Bugün ise tersi bir durum var. Batılı olmak, Hıristiyan olmak bir ayrıcalık gibi.
Din değiştirme olayı sadece ve sadece teolojik bir tercihte bulunma eylemi değildir. Dolayısıyla, Türkiye de Hıristiyanlığı seçen bir genç aslında "Hristiyan olma"yı değil, "Batılı olma"yı tercih etmektedir. Bu iddiayı şu örnekle somutlaştırabiliriz. Eger Türkiye' de misyonerlik faaliyetlerini şürdürenler Mesela Afrikalı Hıristiyanlar olsaydı, bizim gençlerimiz "bu adamlar ne satıyor" diye dönüp bakmayacaklardı bile. Kanaatimce olay teolojik olmaktan çok sosyo-kültürel bir boyut arz ediyor. Kendi gençlerinizi kültürel anlamda kaybettiğiniz zaman yarın onların yetişkin olduğu bir Türkiye'de din refleksini kullanma şansınız olmayacaktır. Kültürel dayanağı olmayan bir dini ise hiçbir zaman toplumsal refleks olarak kullanamazsınız.