Erkan GÜL

Müslüman bir ülkeyiz. Milyonlarca insan namaz kılıyor, bakkala girerken "selâmünaleyküm" diyor. Ancak sanatta, sinemada, edebiyatta dine dair temalar sanki bir marjinallik gibi aktarılıyor. Günde beş vakit ezan okunan bu memlekette çekilen filmlerde ezan sesi duyamıyoruz, namaz kılan bir karakter ya hiç gösterilmiyor ya da marjinal birisiymiş gibi resmediliyor; keza başı örtülü bir başkarakterin olduğu meşhur bir romanımız yok gibi.
Sayfa 37·Kitabı okudu
Reklam
Bir Cezayirli sosyalist olabilir, komünist olabilir, din karşıtı propaganda yapabilir. Ama "selâmünaleyküm" denildiği zaman, "aleykümselâm" der. Kendisi de insanlarla karşılaştığı zaman selâm verir. Ama bir düşünün, Nişantaşı'nda, Harbiye' de bir entele "selâmünaleyküm" deseniz ne olur? Size garip garip bakar. "Bana niye böyle selâm veriyor?" diye düşünür. Bu tepkisinin iki nedeni vardır. Birincisi, dini referans içeren bir hitap seklinden hazzetmez. İkincisi, "selâmünaleyküm" demeyi alt kültüre ait bir şey olarak görür. Selâmünaleyküm hitabı ona sınıfsal farkı hatırlatır. Kendisine selâm veren kişi, belki dinle hiç alâkası olmayan, ama kültürel olarak bu selâmlama şekline alışmış Kırşehirli, Erzurumlu bir sosyalist olabilir. Belki inanç konusunda, Nişantaşı'ndaki, Harbiye'deki entelle aynı şeyleri düşünüyordur. Bu kişi belki kendisi bile dini bir söylem kullandığının farkında değildir. Bu selâmlama Anadolu'ya ait bir alışkanlıktır belki. Ama o entel, bu hitabı aşağılayıcı bir şey olarak görür. Entellerle halk arasındaki en temel mesele, din konusunda ayrışmalarıdır. Çünkü entel, dinin kültürü besleyen en önemli unsur olduğunu kabullenmez. Avam olarak gördüğü insanların, dinî kültürle bezenmiş olmasını içine sindiremez.
Sayfa 36·Kitabı okudu
Türkiye'de entellerle halk arasındaki kopukluğun temel nedeni din ortak paydasında buluşamamaktır. Aralarındaki en büyük engel dine bakışlarıdır. Buluşmak, illa aynı ritüelleri gerçekletirmek, aynı inançları paylaşmak anlamına gelmiyor. Fakat bir tarafta, dini uygulamaları yerine getirmeseler bile, dine saygı duyan bir kitle; diğer tarafta ise, dini küçümseyen, onu yok edilmesi gereken bir düşman gibi algılayan enteller var. Sağ cenaha baktığımızda, entellerin halkla din ortak paydasında bir şekilde buluştuğunu görüyoruz. Dindarlık düzeyleri farklı olsa da en azından inanç düzeyinde, dine saygı duyma noktasında buluşuyorlar. Psikiyatr Cem Mumcu'nun verdiği bir örneği burada kullanabiliriz. Diyor ki, "Türk entelleri cenazelerini nasıl gömeceklerini, cenaze törenlerini nasıl yapacaklarını bilmezler. Ölüleri olduğu zaman camiye giderler, orada halk olmazsa cenazeleri ortada kalır. Tabutu nasıl taşıyacaklarını bilmezler." Burada entelden kasıt, din olayına yabancılaşmış, özellikle sol cenahta yer alan, sosyalist söylemden beslenen ve toplumun dini kimliği ile kendilerini hiçbir şekilde özdeşleştirmeyen tiplerdir. Şimdi, aynı cenaze ortamını sağ cenah için düşünün. Sağ kesimde böyle bir tablo ile karşılaşmazsınız. Sağ cenahın enteli, o cenazenin sahipleriyle veya sıradan vatandaşla belki aynı kahvede oturmaz, aynı müziği dinlemez, ama buluştukları bir ortak nokta vardır. Sağ cenahın enteli, belki normalde namaz kılmaz, ama gelip orada cenaze namazını kılar, tabutun nasıl tutulacağını bilir. Halkın kültürüne yabancı değildir.
Sayfa 36·Kitabı okudu
Entel" denilince yıllar boyu hep sol ideolojidekiler akla geldi. Sol, topluma yayılamadığı için de, toplumdan kopuk insanlar anlamına kullanıldı. Türkiye'de, belki de tüm dünyada, sol dediğimiz zaman iki uç vardır: ilkinde, ideolojik bir yapı söz konusudur. Sosyalizm kendini din üzerine söyledikleriyle tanıtır. Dine negatif bakar. Solcu olmak, genelde Tanrı inancı olmayan, metafizik âlemi kabul etmeyen bir söylemi benimsemek demektir. Bunun nedenlerinden biri de Marx, Lenin ve Mao gibi büyük sol isimlerin dinden uzak kişiler olmasıdır. Diğer uçta ise, genellikle işçi sınıfının oluşturduğu kitle vardır ki, bunlar din açısından diğerlerinden farklıdır. Din ile bağlantılıdırlar. Dine kültürel yabancılık hissetmezler. Birinci gruptakiler bunları dinden uzaklaştırmaya çalışırlar. Bunu bazı ülkelerde devlet eliyle sistematik bir şekilde yaptılar ve belli bir dönem başarılı oldular. Ama sonuçta kaybettiler. Sovyetlerin çöküşünden sonra Demir Perde ülkelerinde dinin yükselişi bunun en canlı örneği oldu.
Sayfa 35·Kitabı okudu
GÖZLERİNİ UZATMA, DİKME (Taha suresi 131. Ayet)
-İnsan gözünü nereye uzatırsa kalbi de oraya zincirlenir. -Bir başkasının hayatına her bakış, insanın kendi hayatından bir tuğla eksiltir. -Sosyal medya, modern insanın nazarını hırsın laboratuvarına çevirdi. Her görüntü bir kıyas kıvılcımı, her paylaşım bir imrenme çağrısı… İnsan kendine göre değil; başkasına göre mutsuz artık. - Başkasının nimetlerine bakmak, zannedildiği gibi masum değildir. Ruhu yoran görünmez bir yüktür. - Ve unutma! Kendin nasibine bakmayı öğrenen insan, huzurun kapısını içerden açar. Kanaat müminin tacıdır; kim onu başına giyerse dünya ona köle olur.
Sayfa 130·Kitabı okudu
Reklam