Sessiz kalmanın akıllıca olmadığı durumlar da vardır. Sessizlik şüphe, hatta güvensizlik uyandırabilir, özellikle üstlerinizde, belirsiz veya imalı bir ifade istemediğiniz yorumları doğurabilir. O halde, sessizlik ve gerekenden azını söylemek dikkatle ve doğru ortamlarda uygulanmalıdır. Aptalı oynayan, ama kraldan akıllı olduğunu bilen saray soytarısını taklit etmek ara sıra akıllıcadır.
Güç birçok açıdan görüntü oyunudur; gerekenden azını söylediğinizde kaçınılmaz bir şekilde olduğunuzdan daha büyük ve güçlü görünürsünüz. Sessizliğiniz diğer insanları rahatsız eder. İnsanlar yorum ve açıklama makineleridir; ne düşündüğünüzü bilmek zorundadırlar.
XIV. Louis’nin sarayında soylular ve bakanlar devlet konularını tartışarak günler ve geceler geçirirlerdi. Müzakere eder, tartışır, ittifaklar oluşturur ve bozar, yine tartışırlardı, ta ki önemli an gelene kadar. İçlerinden iki kişi durumun iki farklı yönünü ne yapılacağına karar verecek olan Louis’ye sunmak üzere seçilirdi. Bu insanlar seçildikten sonra biraz daha tartışırlardı: Konular nasıl söze dökülecekti? Neler Louis’nin hoşuna gider, neler onu kızdırırdı? Temsilciler günün hangi saatinde ve Versailles Sarayı’nın hangi bölümünde ona yaklaşmalıydı? Yüzlerinde nasıl bir ifade olmalıydı?
Bunlara karar verildikten sonra tarihi önem taşıyan an gelirdi. İki adam Louis’ye yaklaşır, ki bu her zaman nazik bir konu olmuştu, sonunda onun dikkatini çektikten sonra konu hakkında konuşur, seçenekleri ayrıntılarıyla sunarlardı.
Louis sessizlik içinde ve yüzünde en esrarengiz ifadeyle onları dinlerdi. Sonunda her biri söyleyeceklerini bitirdikten ve kralın görüşünü sorduktan sonra ikisine bakıp, “Bakalım,” derdi. Sonra da yürüyüp giderdi.
Bakanlar ve saray mensupları bu konu hakkında kraldan bir daha hiçbir şey duymazlardı, ancak haftalar sonra bir karara vardığında yalnızca sonucu görürlerdi. Bu konuyu bir daha onlarla görüşme zahmetine girmezdi.