Olaylar, tüm dünyanın COVID-19 pandemisiyle boğuştuğu 2021 yılında geçiyor. Dedektif Holly Gibney, hayatının en berbat ve karanlık dönemlerinden birini yaşıyor. Bir yandan ortağı Pete hastanede virüsle mücadele ediyor, diğer yandan Holly, hayatı boyunca sancılı bir ilişki yürüttüğü annesini yine aynı hastalıktan kaybediyor. Tam bu yas ve izolasyon sürecinin ortasındayken, Penny Dahl adında çaresiz bir anne dedektiflik ajansını arıyor. Kızı Bonnie'nin aniden ortadan kaybolduğunu anlatıyor ve polisin pes etmek üzere olduğunu söyleyerek Holly’den yardım istiyor. Holly başta kendi dertleri yüzünden isteksiz davranıyor, fakat kadının çaresizliğine kıyamıyor ve davayı üstleniyor.
Araştırma derinleştikçe Holly, Bonnie'nin kayboluşunun münferit bir olay olmadığını fark ediyor. Son birkaç yıldır şehirde kendi halinde yaşayan, entelektüel veya başarılı genç insanların (bir şair, bir bilgisayar dehası, bir kütüphaneci) ardında hiç iz bırakmadan teker teker yok olduğunu görüyor. İpuçlarını ve kayıp kişilerin son rotalarını birleştiriyor; yolun sonunda ise karşısına şehrin en saygın, seksen küsur yaşındaki akademisyen çifti olan Profesör Rodney ve Emily Harris çıkıyor.
Dışarıdan bakıldığında bu tonton yaşlı çift son derece zararsız, kibar ve birbirine aşık bir profil çiziyor. Ancak Holly, madalyonun arkasındaki o korkunç canavarlığı yavaş yavaş çözüyor. Bu iki yaşlı profesör, yaşlılığın getirdiği fiziksel çöküşten, Alzheimer başlangıcından ve hastalıklardan kurtulmak için akılalmaz bir yönteme başvuruyor. Evlerinin bodrumunda kurdukları gizli kafeste kaçırdıkları kurbanları çiğ etle besliyorlar, ardından onları vahşice katledip karaciğer ve beyinlerini yiyorlar. Bu yamyamlık ritüelinin kendilerini gençleştirdiğine ve zihinlerini açık tuttuğuna inanıyorlar.
Holly, kanıtların