Dan Brown her kitabında aralara ilginç bilgiler koyarak okuyucuyu ufak tefek araştırmalara yönlendirmeyi çok seviyor. Bu kitapta da sırasıyla Savant Sendromu, Codex Gigas, Kadüs Simgesi notlarını almışım.
Savant Sendromu:
Ciddi zihinsel/nörolojik engelleri olan bireylerin, müzik, matematik, hafıza, takvim hesaplama veya sanat gibi belirli alanlarda olağanüstü, deha düzeyinde yetenekler sergilediği nadir bir durum.
Codex Gigas:
Codex Gigas’ın, diğer bir adıyla Şeytan İncili’nin hikayesi şöyle: Bir Orta Çağ kilisesindeki bir rahip cezası ölüm olan bir suç işler. Bu cezadan kurtulamayacağını anlayan rahip diğer rahiplere ve baş rahibe bu kilisenin gördüğü en büyük Orta Çağ el yazmasını yazacağına yemin eder. Ardından adama bir gün mühlet verilir ve önüne çeşit çeşit mürekkepler ve deriler koyarlar. Kapılar kapatılır ve herkes adamın nasıl bir eser çıkartacağını beklemeye başlar. Günün doğmasına saatler kala içeriden garip sesler gelmeye başlar. Bazı rahipler korkar ve kapıdan uzaklaşır ancak süre bitmiştir. Kapılar açılır, içeride baygın halde durmakta olan adam ve yazdığı Kitâb-ı Mukaddes'ten başka bir şey yoktur. Rahipler Kitâb-ı Mukaddes'i hayranlıkla incelemeye başlar, sayfaları hızlı hızlı çevirmekte olan rahipler aniden durur. Karşılarında kocaman bir şeytan portresi vardır. Bazıları adamın yetiştiremeyeceğini anlayınca ruhunu şeytana sattığını düşünür. Modern bilimin insanları eserle ilgili olarak normal bir insanın en az 30 yılda yazacağına 72 kilo ağırlığında olup 160 eşek derisinden yapıldığını öngörmüşlerdir.
Bugünkü yöntemlerimizle saptadığımız bulgular da enteresan bir şekilde hikâye ile uyumlu. Kitabı inceleyen el yazısı uzmanları, kitabın kesin olarak tek bir kişi tarafından yazıldığında hemfikir. Üstüne üstlük el yazısında hiçbir yorulma ve değişme
Sırların SırrıDan Brown · Altın Kitaplar · 20253,939 okunma
Katherine, 'Robert,' diye çıkıştı. 'Neden normal insanlar gibi danışmanın önünde buluşmuyoruz?'
Langdon onu yanağından öpüp, 'Çünkü...' dedi. 'Normal çok fazla abartılıyor.'"
Katherine, "Korku bizi bencilleştiriyor," dedi.
"Ölümden ne kadar çok korkuyorsak kendimize, eşyalarımıza, güvenli alanlarımıza... bizim için tanıdık olan şeylere o kadar çok tutunuyoruz. Yoğun milliyetçilik, ırkçılık ve dini hoşgörüsüzlük sergiliyoruz. Otoriteyi reddediyoruz, toplumsal ahlaki değerleri umursamıyoruz, kendimiz için başkalarından çalıyoruz ve daha materyalist bir hale geliyoruz. Gezegenin kaybedilmiş bir dava olduğunu ve hepimizin zaten sonunun geldiğini düşünerek çevremize karşı sorumluluk duygumuzu kaybediyoruz."
“Araştırmanın en önemli noktası, ölümden korkmayanların daha iyiliksever, saygılı, yardımsever ve çevreyi önemseyen davranışlar sergilemeye yatkın olduklarını ortaya koyması. Bu da şu anlama geliyor; zihinlerimizdeki ölüm korkusundan kurtulabilirsek..."
"Çok daha gelişmiş bir dünyada yaşayabiliriz."