Çeviri hatası bulunmuyorsa korkarım ki Virginia halasını öldürmüş olabilir. Sayfa 42’de şöyle bir kesit bulunuyor. “Toplum, yalnızca adını paylaştığım bir halanın bıraktığı belirli sayıdaki kağıt parçaları karşılığında bana, yatacak yer ve yatak, kahve ve tavuk veriyor. Halam Mary Beton'ın Bombay'da hava almak için çıktığı gezintide atından düşerek öldüğünü de sizlere söylemeliyim. Bana kalan mirasın haberini, kadınlara oy hakkı tanıyan yasanın yürürlüğe girdiği akşam aldım. Posta kutuma bir avukatın mektubu atıldı ve mektubu açtığımda halamın bana ömür boyu yararlanabileceğim, yılda beş yüz poundluk bir gelir bıraktığını öğrendim.”
Bunun devamında ise Virginia sayfa 121’de şöyle devam ediyor…
Kadınların Atinalı kölelerin oğullarından daha az zihinsel özgürlükleri olmuştur. Öyleyse kadınların en ufak bir şiir yazma şansları olmamıştır. İşte bu yüzden paranın ve kişinin kendine ait olacak bir odanın üzerinde bu denli durdum. Her şeye karşın, kendileriyle ilgili daha çok şey bilmeyi istediğim, geçmişin karanlığında kalmış kadınlar sağolsun, ayrıca Florence Nightingale'i oturma odasından çekip çıkaran Kırım Savaşı ve altmış yıl sonra ortalama kadına kapıları açan Avrupa Savaşları da sağolsun, bu kötülükler artık düzeltilme yolunda. Yoksa sizler bu gece burada bulunamazdınız ve yılda beş yüz pound kazanma şansınız, korkarım bu hala kuşkulu bir şey, son derece az olurdu.
Yine karşı çıkıp, madem size göre çok büyük bir çaba gerektiriyor, belki de kişinin halasını öldürmesine, büyük bir olasılıkla yemeğe geç kalmasına yol açıyor ve kişiyi, kimi çok olumlu erkeklerle ciddi tartışmalara sokabiliyor, neden kadınların kitap yazmasına bu denli önem veriyorsunuz, diyebilirsiniz. Kabul etmeliyim ki, beni harekete geçiren şeyler biraz bencilceydi.
Virginia Woolf 6 yaşında
“Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim.
Tarikat der ki: Seninki senin, benimki de senin.
Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki.
Hakikat der ki: Ne sen varsın ne ben.”
Kendisine Şems’le ilgili birçok haber gelirdi. Bir çoğu da asılsızdı bu haberlerin. Bir grup adam Şems’i gördüklerini söylediğinde onlara hediyeler verirdi, her güzel habere bir hediye...
Etrafındakiler gelenlerin yalancı olduklarını söylediğindeyse Mevlana, “Yalanına çulumu verdim, gerçeğine canımı veririm..." derdi sadece.