Bir zamanlar Balzac asında bir roman yazarı varmış ve Fransa’da yaşarmış. Aşırıya kaçan bir adammış Balzac. Demek istediğim, roman yazarı olarak; yazdıklarında aşırıya kaçarmış. Bir defasında yazdığı romandaki karakterlerden birine uygun bir isim bulmaya çalışıyormuş ama (niyeyse artık) aklına onu tatmin eden bir isim gelmiyormuş. Tam o sırada arkadaşlarından biri uğramış ve Balzac ona yürüyüşe çıkmalarını önermiş. Tabii ki, neden olduğu konusunda arkadaşının bir fikri yokmuş ama Balzac aradığı ismi bulmakta kararlıymış. Sokaklarda dolaşırlarken dükkân tabelalarına bakmaktan başka bir şey yapmamış ama yine de uygun isim bulamıyormuş. Gezintinin konusundan hâlâ bihaber olan arkadaşı şaşkın şaşkın arkasından koştururken yürümüş de yürümüş. Sabahtan akşama kadar Paris’i boş yere araştırıp durmuşlar; Balzac üzerinde “Marcus” yazan terzi tabelasını fark ettiğinde eve dönmektelermiş. Ellerini birbirine vurup, “İşte bu!” diye bağırmış. “Bu olmalı. Marcus güzel bir isim ama önüne bir Z getirirsek kusursuz bir isim oluyor. Z olmalı. 'Z. Marcus' fevkalade güzel."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!