Esas Adam

Puan vermedi·1062 syf.··
2019 138. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 29 Eylül 2019 00:00
“Anna Karenina’daki neredeyse her sahne içime işledi… İşte, bir türlü tatmin olamamamızın kaynağı.” Virginia Woolf UYARI: Spolier olmadan da inceleme yazmak elbet mümkün, lakin bu romanla ilgili aktarmak istediğim belli başlı mevzuların ehemmiyetine binaen, eserin pek çok detayına gireceğim için spoliersiz olmasını tercih etmedim. Bu sebepten, bin küsur sayfalık bu şaheseri hatmetmiş (ya da kazaen daha önce spolier yemiş, yahut filmini izlemiş) olanlara bu upuzun incelemeyi okumalarını tavsiye ederim. Gerçek Anna Karenina kimdir? Tolstoy, Anna karakteri için komşusu A. N. Bibikov’un başına gelen olaylardan faydalanmıştır. Bununla ilgili donelere Tolstoy’un eşi Sofya Andreyevna’nın yazışmalarında rastlanır: “Ellili yaşlarda, orta halli, eğitimsiz olan Bibikov, ölen eşinin uzaktan akrabası olan ve evini çekip çeviren Anna Stepanovna Pirogova adındaki bir kadınla yaşamaktadır; Anna, onun sevgilisidir. Bibikov, oğlu ve yeğeni için çok güzel bir Alman mürebbiye alır, bir süre sonra da ona âşık olunca evlilik teklif eder. Bu olay üzerine bir köşeye fırlatılmış eski eşya moduna ve bunalıma giren Anna Stepanovna, Bibikov’a bir intihar notu bırakıp evden ayrılır. Elinde bohçasıyla Tula’ya gider, oradan Yasenki’ye geçip kendini yük treninin altına atar. Tolstoy onu kafatası soyulmuş, bedeni çıplak ve kesik bir halde Yasenki kışlasında görür ve korkunç bir şekilde etkilenir. Anna Stepanovna Pirigova uzun boylu, iri, karakteri ve yüzüyle tipik bir Rus kadınıdır; gri gözlü ve esmerdir.” Anna Stepanovna Pirigova’nın ölüm tarihi 1872’dir. Anna Karenina karakterine ilham olan bu kadın ölümüyle Tolstoy’un kahramanına ebedî bir hayat verir. Bu arada belirtmekte fayda var: Tolstoy yalnızca Pirigova’nın intiharını kullanır. Anna Karenina, ne
Anna KareninaLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Yayınları · 202555,5bin okunma
Reklam
Puan vermedi·448 syf.··
2023 40. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Aralık 2023 00:00
Bir “aşk romanı”ndan çok daha fazlası… 1970 yılında neşredilen Ak Liman novellasının devamı niteliğindeki Beş Katlı Evin Altıncı Katı 1974-1978 yılları arasında kaleme alınmış, 1981 yılında ise ilk kez Yazıçı Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Türkiye’de ise ilk baskısı Kültür Bakanlığı tarafından 1994 yılında yapılmıştır. 1938 doğumlu olan https://1000kitap.com/yazar/anar-rzayev bu eseri yazmaya başladığında 36, bitirdiğinde 40, eser ilk baskısını yaptığında ise 43 yaşındaydı. Benim okuduğum ve Ketebe Yayınları’ndan Mayıs 2023’te yayımlanan kitapta ise “Ak Liman” ve “Beş Katlı Apartmanın Altıncı Katı” romanına ilaveten finale “Tahmine’nin Son Sırrı” bölümü de eklenmiş. Kitabın 172. sayfasında nihayetlenen Ak Liman, Nimet’in bir rüyasıyla başlayıp yine onun rüyasıyla sona eriyor. Ak Liman’ın girizgahındaki rüya, Sovyet baskı rejimine dair bazı enstantaneler içeriyor. (numaralandırılmış tek tip kıyafet giyen ve her daim polis kontrolündeki insanlar) Finaldeki rüyada ise Nimet, Tahmine’nin kendisine bahsettiği rüyanın aynısını görüyor: Sonsuzmuş gibi uzadıkça uzayan masmavi, sakin ve dalgasız bir deniz… Ve bu masmavi denizin çok uzaklarında, beyaz bir liman, bembeyaz… Bu beyaz limana kırmızı gemiler demirlemişler, kırmızı, kıpkırmızı… (Burada, sembolize edilerek aktarılan betimlemenin –o günlerde yeşermeye başlayan Azerbaycan’ın bağımsızlık hayaline dair- son derece sarih bir mesaj olduğunu düşünüyorum.) Beş Katlı Evin Altıncı Katı ‘na gelecek olursak, bu roman toplamda 19 bölümden oluşmaktadır ve her bölüm Fuzulî’den bir epigrafla başlar. Beyitlerdeki anlama bakıldığında bölümün içeriği ile uyuştuğu görülmektedir. Anar, bu romanda bireyin iç dünyasını ve
Beş Katlı Apartmanın Altıncı KatıAnar Rızayev · Ketebe Yayınları · 20231,849 okunma
“Bu kitap neyle mi ilgili? Dünyadaki her şeyle…”
Puan vermedi·863 syf.··
2023 28. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 23 Ağustos 2023 19:09
Romanın baş karakteri Lin Avustralya’da hapishanede kalıp hasımları tarafından öldürülmektense, firar edip gittiği Bombay’da özgür bir kaçak olmayı seçer; sahip olup da kaçırdığı tek şey kendisidir. Kader; onu neye dönüşmesi ya da dönüşmemesi gerektiğini gösteren insanlarla bir araya getirir. Kişiliği ve kimliği artık etrafındaki insanlarla kurduğu ve birbiriyle kesişen ilişkilerin haritadaki koordinatları gibidir. Hapishaneden kaçmadan önceki adı Dale’dir; kaçak olarak arandığı andan itibaren Lindsay Ford, Prabaker ile tanıştıktan sonra Linbaba, Abdullah için Lin kardeş, Karla ile birlikte Madam Zhou’nun sarayından Lisa’yı kurtarmak için büründüğü kimlikte Gilbert Parker ve Prabaker’in köyüne gidip de orada kendisine yeni bir isim koyulmasıyla da nihayetinde romana ismini veren Shantaram… Lin o hapishanenin duvarına tırmandığında, kendini sanki dünyanın ucundaki bir tepeye tırmanmış gibi hissetmiştir. Özgürlüğe doğru kayarken tanıdığı dünyayı ve onun barındırdığı tüm sevgiyi kaybetmiştir. Bombay’da farkında olmadan kaybettiği bu sevgiyi bulmaya, hatta eskisinin yerine koymaya çalışır. Daha ilk görüşte Karla'ya aşık olur, Prabaker ve Abdullah'ı kardeşleri gibi görür; Kadirbhai'yi ise babası yerine koymuştur. Lin’in Bombay’da hayatına giren ve onun kaderini etkileyip hayatına yön veren (Birleşmiş Milletler elçileri gibi farklı ülkelere mensup) belli başlı kişilere gelince: İsviçreli Karla, Hintli Prabaker, İranlı Abdullah, Afgan Kadirbhai, Rus Madam Zhou, Fransız Didier, Alman Ulla, İspanyol Modena, İtalyan Maurizio, Amerikalı Lisa, İngiliz Lettie, Pakistanlı Abdül Gani, Filistinli Khaled, Nijeryalı Hasan ve bir de insanlar haricinde Kano adındaki hüküm giymiş bir ayı… (özellikle ‘ayı kucaklaşması’na dair olan bölüm ve Kano’nun diğer
ShantaramGregory David Roberts · Artemis Yayınları · 20242,080 okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2023 19. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 03 Mart 2023 00:00
Bu inceleme, sadece Sanşiro romanı ile sınırlı olmayıp, Soseki’nin hayatına, külliyatına ve fikriyatına dair pek çok mevzuyu kapsayacak şekilde yazarın romanlarında da umumiyetle odak noktası olan Doğu-Batı düalitesinin perspektifiyle değerlendirilip öyle ele alınacaktır. Natsume Soseki 6 Şubat 1867 (tavşan) yılında, bir yıl sonra Tokyo adını alacak devrin başkenti Edo’da doğar. Natsume ailesinin altıncı çocuğu olarak dünyaya gelir ve daha iki yaşına basmadan evlatlık verilir. Evlatlık verildiği çiftin boşanmasının ardından sekiz yaşındayken tekrar doğduğu eve gerçek anne babasının yanına döner. Bu arada, öz annesiyle babasını ninesi ve dedesi olan bilmektedir; ta ki evdeki hizmetçileri kendisine gerçeği ifşa edene dek… Buna ilişkin yazarın yazısı Cam Kapının Ardı‘nda çocukluğuna ait şu diyalogla birlikte geçmektedir: “Dedeniz ve nineniz olduğunuzu düşündüğünüz o insanlar sizin gerçek anne ve babanızmış küçük bey! Az önce onları konuşurlarken duydum. Bu evi, doğduğunuz ev olduğu için bu kadar çok sevdiğinizi düşünüyorlar. Bunları bilmeniz gerektiğini düşündüm, ancak lütfen benden öğrendiğinizi kimseye söylemeyin. Anlaştık mı?” dedi. O an tek bir cümle fısıldayabildim: “Kimseye söylemem!” Kalbimdeyse bir çağlayan coştukça coşuyordu. Gerçekten çok mutlu olmuştum. Bu mutluluğumun sebebi gerçekleri öğrenmem değil, hizmetçi kızın bana merhamet edip bunları anlatmasıydı. Ama ne yazık ki, bana bu iyiliği yapan hizmetçinin adını da yüzünü de hatırlamıyorum. Tek hatırladığım o sıcacık merhameti…” (s.12) Natsume Soseki 1906 Nisan’ında Hototogisu adlı edebiyat dergisinde tefrika edilmeye başlayan ikinci romanı
SanşiroNatsume Soseki · Maya Kitap Yayınları · 2017408 okunma
Puan vermedi·372 syf.··
2023 9. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2023 21:53
"Belki de sınırları aşmak, sadece mekânları ve kişileri değil, kimlikleri ve hatta geçmişi bile değiştirebilir." Kitabı bitirip, arka kapağındakini bu yazıyı okuduğunuzda, 372 sayfalık bu sarsıcı maceranın sonunda iç içe geçmiş kurgu-yalan-gerçek-hayal-rüya keşmekeşi üzerinden yaşadığınız kafa karışıklığınız, algı karmaşasıyla dumur oluşunuz ve romanın size yaşattığı envai çeşit hissiyat belki de hafızanızdan hiç silinmeyecek… Stephen King‘in de belirttiği gibi: “Her zaman yazacağım kitapların bir tür kişisel saldırı gibi olması gerektiğini düşündüm ki, bence her romancı böyle yapmalı. Masanın karşı tarafından biri uzanıp iki eliyle yakanıza yapışmış ve sizi tartaklamış gibi bir his bırakmalı. Aklınızı başına getirmeli… Eğer bir okurdan ‘yemeğim boğazımdan geçmedi’ diye bir mektup alırsam, o anki hissiyatımı ancak harika sözcüğü özetleyebilir.” Agota Kristof adını ilk kez Haruki Murakami‘nin Rüzgarın Şarkısını Dinle kitabının sonundaki sunuş yazısında yazarlık serüveninin nasıl başladığından bahsederken okuyup not almış, ama burada özellikle bahsi geçen Büyük Defter‘in de dahil olduğu üçlemeyi okumayı yıllardır ertelemiştim, ta ki bu zamana kadar… Murakami bu sunuş yazısında “Karmaşık, bilgece bir şeyler yazmaya çalışmayı bırak” der, kendisine. “Roman ve edebiyat hakkındaki tüm yerleşik düşüncelerini unutup duygu ve düşüncelerini sana geldiği haliyle kaydet, özgürce, canın nasıl istiyorsa öyle.” Sonra da, romanını İngilizce yazmaya başlar. Fakat, sadece basit ve kısa cümleler yazabilmektedir. Dil sade olmalıdır, düşünceler anlaşılması kolay bir şekilde ifade edilmelidir, betimlemeler konu dışı
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü YalanAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20258,4bin okunma
Reklam