“Bir şahıs görürsün. Onu senin içinde bulunduğun vecdi görme esnasında bulursun. Anlarsın ki, o kişi senin sevgilindir; fakat farkında değilsindir. Bir şahıs zikredilir, sendeki arzuyla ona bir meyil bulursun kendinde. Onun senin özlediğin kişi olduğunu anlarsın.”
İbn Arabi / Aşk Risalesi
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Aşkın felsefesini yapacak nitelikte onlarca sekanslarla dolu bir film: “The Age of Innocence”. Film, iki farklı kadın mizacında iki sevme biçimi sunuyor seyircisine: Estetize edilmiş bir ihtiras versus asil bir masumiyet… Hangisi daha çok aşktır? Erkeğin, kalbinin seçimi sandığı kadim doğası estetize edilmiş ihtirastan yanadır çoğu zaman. Tıpkı filmdeki karakter gibi, hazzın sadık bir kölesidir çünkü. Oysa, filmde -ve hayatta da karşılığı olduğu gibi- “eş” olmasına rağmen kendisine aşk bahşedilmeyen o sessiz sezginin sahibesi ne çok asildi.
“Gez ve kimseye söyleme, gerçek bir aşk hikâyesi yaşa kimseye söyleme. Mutlu ol kimseye söyleme, insanlar güzel şeyleri mahveder.” Halil Cibran’a böyle sitem ettiren, tıpkı dalında açmış bir çiçeği koparma itkisine benzeyen, o şeyin neydi sebebi? Güzele eşlik edilir. Güzel olmayan, olamayan, olmayı bilmeyenler eşlik etmeyi bilmez. O yüzden güzele hep zarar verirler. Bilerek ya da bilmeyerek…
Hakiki güzelin korkutan bir yanı vardır. Güzel, yalnız sakınarak korunur bu yüzden.
Özdemir Asaf, bâtında olan güzelliği öylesine keşfetmiş ki, Gayret Makamına düşüvermiş içi: “Sende gördüğümü görecekler diye ödüm kopuyor.”
Zahirî güzellik güneş gibidir; ondan herkes ram alır. Bâtınî güzellik ise keşf ister, keşf gözü olmayan onun güzelliğini göremez. Ruh ve bakış derinleştikçe, güzellik fiziki güzellikten metafizik güzelliğe terfi ediyor bu yüzden.