Ona, taptığı kadının solmakta olan görüntüsüyle son bir kez vedalaşma fırsatını vermek istiyordum. O da bu fırsatı kaçırmadı, dikkatli davrandı ve içeride çok az kaldı. Kendisini ele verecek en küçük bir gürültü bile çıkarmadı, o kadar sakindi. Odaya
girip çıkmış olduğunu ben bile, ancak, ölünün yüzündeki
örtünün kırışıp bozulmuş olmasından ve yerdeki, gümüş
bir telle bağlanmış bir tutam sarı saçtan anladım. Elime
alıp iyice bakınca bunun Catherine'in boynundaki madalyondan çıkarıldığını gördüm. Heathcliff madalyonu açmış, içindekileri atıp onun yerine kendininkinden bir tutam siyah saç koymuştu. Ben iki saçı da birbirine sardım ve bir arada madalyonun içine yerleştirdim.
Seni ben öldürmüşüm, öyle söyledin. Sen de peşimi bırakma.
Öldürülenler katillerinin peşini bırakmaz. Hayaletlerin dünyada dolaştıklarını biliyorum. Her zaman benim yanımda ol. İstediğin kılığa gir, delirt beni. Yalnız, seni bir türlü bulamadığım dehlizde bırakma. Ah Tanrım, anlatılamayacak bir şey bu... Ben, hayatım olmadan yaşayamam. Ruhum olmadan yaşayamam..."
Onu tanıdığım ilk günden beri yaşadığı her şeyi seyrettim, hepsini hissettim! Benim hayattan anladığım şey, Heathcliff'in kendisi zaten! Yeryüzündeki her şey yok olsa, geriye bir tek o kalsa, ben yine yaşarım, yine nefes alırım. Ama her şey kalsa, bir tek o yok olsa, evren benim için acımasız bir yere dönüşür. Ben artık o hayatın bir parçası olamam.
Heathcliff'le evlenirsem ben de küçük düşerim; o yüzden onu ne kadar sevdiğimi asla bilemeyecek. Ayrıca onu yakışıklı olduğu için sevmiyorum, Nelly. Onu seviyorum çünkü o benim, benden öte bir parçam. İkimizin nasıl bir ruhu var bilmiyorum ama onunkiyle benimki birbirinin aynı.