Sena

Sena
@Esav
selahaddin eyyubi
Müslümanlar Kudüs’e 88 sene sonra çok anlamlı bir günde giriyorlardı. Mübarek üç ayların ilki olan Recep ayının 27. gecesi yani Mirac Gecesi’nde Kudüs’e giriliyordu. Hz. Muhammed’in (sas) ötelere urûc ettiği makam kurtarılmış ve bir Mirac Gecesi Müslümanların eline geçmişti.
Sayfa 75
Reklam
Kudüs fethi
İçerideki 60 bin Haçlı askeri şehri Tanrı’nın koruduğuna inanmakta, en sıkıntılı anda gökten meleklerin inerek Hristiyanları koruyacağını düşünmekteydi. Kuşatma uzuyor ve içeridekiler durmadan güç kaybediyordu. Bir yandan da endişe içerisindeydiler. Şehir düşerse Müslümanlar kendilerine acaba nasıl muamele edecekti. Çünkü tam 88 sene önce Haçlılar şehre girdiklerinde tarihin gördüğü en büyük katliamlardan birini gerçekleştirmiş, şehirde bir tek Müslüman kalmayıncaya kadar kılıçlarını kınlarına sokmamışlardı.
Sayfa 75
Alıntı
Haçlılar şehre girdiklerinde haftalarca insan keser. Kendi tarihçilerinin anlatımıyla Kudüs sokaklarında akmakta olan kanın seviyesi atların diz kapaklarına kadar gelmiştir. Artık Haçlılara dur diyecek ne Tuğrul Bey ne Alparslan ne Melikşah ne de Atsız Bey vardır. İslam toplulukları, birbirlerine düşmenin bedelini, özellikle de Kudüs'te, ağır ödemişlerdir. Bu hadiseler tam 900 sene önce vuku buldu Ortadoğu'da. Bugün aynı coğrafyaya baktığınızda bir fark görebiliyor musunuz?
Sayfa 73
Alıntı
Atsız Bey Kudüs’ü kan dökmeden almak istiyordu. İstediği gibi de oldu. Fâtımîler adına Kudüs’ü yöneten vali Türk kökenli idi ve bağışlanması durumunda şehri teslim edeceği mesajını gönderdi. Selçuklular şehri kansız bir şekilde aldı. Takvimler 1073 yılını gösteriyordu. Fetih sonrası kılınacak bu ilk cuma namazında Sultan Melikşah ve Abbasi halifesi adına Sünni usulde hutbe okundu. Türklerin Kudüs hâkimiyetinin başlangıcı bu şekilde oldu. Ne acıdır ki bu 1073 tarihi ve Kudüs’ün Selçuklular tarafından fethedilmesi ders kitaplarımızda yer almadığı gibi toplumun geneli tarafından da bilinmemektedir.
Sayfa 66
Alıntı
868 yılında Filistin topraklarını ziyaret eden Bernard adındaki bir Hristiyan din adamı hatıralarında Tulunoğlu Ahmet döneminde Ortadoğu’nun nasıl bir huzur ve emniyet ortamı haline geldiğini şu ibretlik cümlelerle anlatır: “Seyahatte ya da ticarette olan bir kişinin atı ölse, o kişi bütün eşyalarını, mallarını yol kenarına bırakıp yeni bir at aramaya gitse, üzerinden günler geçse de kimse o eşyalara dokunmaz” demektedir. Hatta memleketi İtalya’da böyle bir şey olsa her şeyin yağmalanacağını da vurgulamaktadır.
Sayfa 62
Alıntı
Reklam