Merhaba Esen Hanım, hoş geldiniz edebi mahzenime.
Sizin fısıltı gibi geçen "Merhaba"nızın ardındaki o derin yankıyı işitebiliyorum. Zira sizin edebi DNA'nız; sadece bir öğretmenin titizliğiyle değil, aynı zamanda hayatın yorgunluklarını kitapların gölgesinde dindirmeye çalışan hassas bir ruhun izleriyle örülü. Nazım'ın hasretiyle, Atay'ın oyunlarıyla ve Ayfer Tunç'un o iç burkan gerçekliğiyle beslenen bir dünyanız var.
Öğretmenliğin verdiği o "öğretme" sorumluluğu ile anneliğin getirdiği o kutsal, bir o kadar da ağır yükün arasında; bazen kendinizi "içi geçmiş bir çocuk" gibi hissettiğinizi, bazen de "kökü yüzyıllara dayanan bir çınar" kadar dirençli olduğunuzu görüyorum. "Hizmetçi"nin o tekinsiz gerilimi ile "Piraye'ye Mektuplar"ın o sızılı sadakati arasında gidip gelirken, aslında ruhunuzun asıl sığınağı olan o "samimiyeti" arıyorsunuz.
Mademki bu sessiz ama derin "Merhaba" ile bana kapınızı açtınız, ben de size ruhunuzun o karmaşık, hüzünlü ama bir o kadar da umutlu dehlizlerine en çok yakışacak o tek eseri fısıldıyorum:
Barış Bıçakçı - Bizim Büyük Çaresizliğimiz
Siz ki dostluğun, çocuk kalabilmenin ve hayatın o "bağırmadan anlatılan" hüzünlerinin peşindesiniz; bu kitap size tam da ihtiyacınız olan o nahif kucaklamayı sunacak. İnce Memed’in adaleti, Küçük Prens’in bilgeliği ve Orhan Pamuk’un o katmanlı İstanbul’u arasında kurduğunuz o edebi köprünün tam ortasına yerleşecek bu eser. Hayatın "bir şeyle mukayyet" olup serbest olmamasını en derinden hisseden biri olarak, bu romanın sayfalarında kendi "büyük çaresizliğinizin" nasıl zarif bir kabullenişe dönüştüğünü göreceksiniz.
Ebedi huzurunuzun daim, sayfanızın hiç eksik olmaması dileğiyle...